Pages

Subscribe:

Ads 468x60px

Labels

dijital müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dijital müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2014 Perşembe

Taylor Swift Dijital Müzik Piyasasını Karıştırınca: Taylor Swift vs Spotify!



Taylor Swift geçen ay, eserlerinin layıkıyla değerlendirilmediğini düşündüğü için Spotify platformundan tüm katalogunu çektiğini açıklamıştı. Swift’e göre, sanat eserlerine bizzat onu üretenlerin yani sanatçıların değer biçebilmeleri gerekmekte ve günümüzdeki online streaming (çevrimiçi müzik dinleme) platformları nedeniyle bu husus rafa kaldırılıyor. Yani eser sahiplerine hak edilen oranlarda ekonomik geri dönüş sağlanmıyor (royalty ödemelerinden bahsedilmekte).

Evet güzel ama bununla birlikte zaten müzik piyasasının hiçbir zaman bu şekilde bir yapılanmaya sahip olmadığı akıllardadır umarım. Küresel kapitalist dünyada dev şirketler güdümünde belirlenmek zorunda bırakılan piyasalar sanıyor musunuz ki streaming platformları var olmadan önce sanatçılara adil ödemeler yapıyorlardı?!

Bu açıdan konuya yaklaşınca işi toptan iptale götürmek ve sistemsel kırılma yaratmak tek çare gibi duruyor…

Ama mevcut tartışmalara sistem içinden bakışla yaklaşırsak, Spotify günümüzün hızlı değişen müzik endüstrisinde rakibi olan diğer streaming platformlarına göre daha adil davranabiliyor. En azından sanatçıların çoğu böyle düşünmekte. Taylor Swift’in gündeme oturan hamlesiyle elde etmeye çalıştığı ise, Spotify’in yoğun kitlelere ulaşmasını sağlayan “freemium” üyelik yapısıyla dinleyicilerin tüm kataloglara ücretsiz olarak erişim sağlayabilmesinde değişiklik. Swift, kendi katalogunun bu sınıftan çıkarılarak “Spotify Premium” yani aylık ücretli abonelikle dinlenebilen tarafa alınmasını talep ediyor.

Spotify kurucusu/CEO Daniel Ek ise ısrarla mevcut yapılarını değiştirmeyeceklerini, freemium ve Premium için farklı sınıflandırmaların mümkün olmadığını, her ikisinde de tüm katalogların açık olduğunu dile getiriyor.

Daniel Ek, öncelikle global müzik endüstrisinin içinde bulunduğu durumu değerlendiriyor ve 2014 yılında 30 yeni ülkede faaliyete başlayan Spotfy’in misyonunun geleceğin müzik dinleme anlayışı olduğunu vurguluyor. Yani artık kasetten albüm CD’sine, oradan single çalışmalara, internet bazlı satışlara doğru evirilen müzik dinleme olgusu, yerini online streaming ile ücretsiz dinlemelere doğru bırakıyor.

Ek, aslında dinleyicilerin freemium üyelikle istediği müzikleri ücretsiz dinlerken arka planda müzik endüstrisine katkının devam ettiğinin altını çiziyor. Burada iki nokta var; ilk olarak reklam gelirleri vasıtasıyla dinleme başına belirlenen oranlarda yine sanatçılara geri ödemeler yapılmakta. İkinci olarak da freemium üyeliğin yaptıkları araştırmalarla Premium (ücretli) üyeliğe dönüşme oranının da giderek arttığını vurguluyor Daniel Ek. Yani Spotify’a göre, dinlenen eserler hala bir ticari değere sahipler.

Tabii ki burada Premium üyelikte dinleme başına ödeme ile freemium arasında fark olduğunu belirtmekte fayda var, Premium her zaman sanatçılar için daha önemli bir gelir üretiyor. Taylor Swift de zaten bunu talep ediyor esasında. Fakat Ek bu konuda farklı düşünüyor. Ona göre, Spotify gibi bir araç olmasa da günümüzde insanlar bir şekilde aradığı müziği ücretsiz dinlemeyi başarıyorlar. Bilindiği gibi pek çok korsan kanaldan istenen müziğin bedava dinlenmesi mümkün! “Spotify hala sanatçılara geri ödemeler yapmaktayken bu itirazın sebebi ne?”, diye sormadan edemiyordur herhalde Daniel Ek…

Olay endüstrideki kırılmada yatıyor. Swift ve onun gibi düşünen pek çok müzik insanı albüm satışlarının azalmasının yarattığı travmaları yaşıyorlar ve bu konuda da oldukça haklılar. Swift, “Gittiğim her yerde müzik satışlarının her geçen gün daha da kötüleştiği konuşuluyor ama insanlar hiç bir şey yapmıyor, var olan araçlarla –Spotify vurgulanıyor burada- yollarına devam etmeyi sürdürüyorlar” şeklinde konuşuyor. “Halbuki sanatçılar için dijital satışlar ve iTunes gibi platformlardaki download getirileri Spotify’a göre çok daha yüksek.”

Hemen birkaç istatistik de verelim. Öncelikle Spotify, gelirlerinin %70’ini plak şirketlerine tahsis ettiğini ve bu konuda oldukça şeffaf davrandıklarını ifade ediyor. Swift’in plak şirketi Big Machine, “ülke içi streaming” olarak geçen yıl 500bin$ Spotify’dan kazanıldığını açıklamış. Spotify ise “global streaming” gelirleriyle bu oranın Taylor Swift için 2milyon$ olduğunu vurguluyor. Bana pek de az gelmedi bu rakamlar yahu?!


Ama işin içinde karmaşık kapitalist şirketler olunca sanatçı ödemeleri güme gidebiliyor. Çünkü bu örnekte Swift’in haklarını elinde tutan Universal, bu 2milyon Dolarcık ödemeyi alıyor ve Swift’in plak şirketi Big Machine de bundan bir miktar kesiyor. Neticede Swift’e tam olarak ne ödendiğini hesaplayabilmek imkansız… Anlaşılan bu paralar sanatçılara erişemiyor maalesef, işte olayın özü bu!

Bir de müziğin kayıt altına alınamadığı yılları düşünsenize…

Canlı performansların haricinde hiçbir şekilde müzik dinleme imkânının olmadığı yılları…

Seçkin zümrelerce dinlenebilen müzik ile halk müzikleri arasındaki farkları, canlı söyleyemeyen/çalamayan sanatçının müzik dünyasında yerinin olmadığı o zamanları…

O halde tartışmaya devam! :)


Meraklısı için Taylor Swift’in bu konudaki bir röportajı:

Bu da Spotify’ın karşı savunması diyelim:


15 Aralık 2014 Pazartesi

Dinlenesi bir single! Cansel - Hayat Böyle

Hani "yeni bir ses, yeni bir soluk" klişesi vardır ya, işte buna yakalanmamak lazım... O zaman Ütopya Müzik sayfasından alarak, "demlenmiş bir yorum"u kullanıyorum!

Dinlenmesi, ya da en azından bu hızlı tüketim dünyasında vakit ayrılması gereken şarkılardan biri bence.

Buyursunlar efendim;


Ayrıca şarkıyı i-Tunes üzerinden dinlemek ve satın almak isteyenler olursa;

Yapay Zeka – İnsana Karşı: Mastering Konuları


Şarkınızın otomatik olarak mastering sürecinden geçmesini ister miydiniz?

Hem de Cubase türü yazılımların sahip olduğu multiband compressors ve loudness maximizers gibilerinden oluşan klasik mastering paketleri değil, şarkınızı hissederek ona uygun bir kombinasyon üreten bir formüle sahip yeni bir yöntemi dener misiniz?

MixGenius bu gayeyle yola çıkmış ve ilk online mastering stüdyosunu kurmuş… Buyurun göz atın, deneyin, burada da sonuçlarını paylaşın!

İşte link; https://www.landr.com/en

MixGenius firmasının geçtiğimiz yıl faaliyete geçirdiği LANDR, bulut bazlı bir mastering algoritması sunuyor. Şarkınızı internet üzerinden sistemlerine yüklüyorsunuz ve yazılım sizin için şarkınızı “master”lıyor. Evet, hem de firmanın iddiasına göre klasik bir kompres/limiter sürecinden ibaret olarak işlemeyen, şarkının ruhuna uygun olarak mastering yorumu yapabilen bir “akıl küpü” bu LANDR…

Queen Mary Üniversitesi’nden Stuart Mansbridge ve MixGenius CEO’su Pascal Pilon, yıllar süren araştırmaları neticesinde bu işe girişmeyi uygun bulmuş ve DiY (Do it Yourself) müzisyenlerinin ilk aşamada uzak durdukları maliyet olarak algılanan mastering olayına optimal bir çözüm geliştirmişler.

Bildiğiniz gibi amatör müzisyenlerin neredeyse %95’i şarkıları için “mastering”i es geçmeyi tercih ediyorlar çünkü böylesi bir maliyet bile onlar için fazlalık olarak görülmekte. Halbuki günümüz müzik endüstrisinde cilalanmış ve yüksek kaliteli olarak tüketimimize sunulan müzik ürünlerinin hepsinin nihai halleri ancak ve ancak sağlam mastering süreçlerinden geçmeleri ile oluşabilmekte.

Montreal – Kanada’da düzenlenen Dijital Müzik Konferansı’nda konuşan şirket yetkilisi Justin Evans, şunları vurguluyor; “stereo çıkışlı şarkınızı internet üzerinden sitemize yüklediğinizde bulut ‘database’imiz sayesinde şarkınızı tür, tarz, müzik frekansları ve benzeri filtrelerden geçirerek en uygun mastering yöntemini belirliyoruz. Yani bunu bir mastering mühendisinin yapabileceği şekilde fakat otomatik olarak gerçekleştiriyoruz”.


Burada altını çizdikleri bir nokta var; ses mühendisliği yapan ve sizin şarkınızı “master”laması muhtemel olan bir insanın müzik bilgi birikiminden çok daha zengin bir analiz kabiliyetine sahip olunduğu! Yani makinenin insanın yorum gücünü alt edeceği vurgusu artık “mastering”e de işledi…

Olayın felsefi tartışma boyutu burada yatıyor, acaba “mastering”le uğraşan ses mühendisleri yok mu olacak?

 Benim şahsi düşüncem ikisinin farklı kesimlere hitap ederek devam edecekleri. Sanatsal faaliyet yürütüldüğü müddetçe insan unsurunun yok olması bence zor fakat yapay zekânın bu alandaki mevcudiyeti de giderek artacaktır. Ben havadisleri sizinle paylaşma niyetindeyim. İlgilenen varsa yorumlarınızı burada paylaşarak konuyu derinleştirebilirsiniz.


Gelelim işin fiyatlandırma aşamasına… MixGenius, hem sisteminin nasıl çalıştığını daha iyi vurgulamak, hem database’ini geliştirmek, hem de müşteri çekmek için şarkıların “master”lanmış Mp3 hallerini ücretsiz olarak kullanıcılarına sunuyor. Bu format aslında pek çok online platform için yeterli olabilmekte, amatör düzeydeki kullanıcılar için önemli bir fırsat. Bunun dışında aylık 9$, 19$ ve 29$ şeklinde değişen iki abonelik biçiminde şarkıların sıkıştırılmamış formattaki “master”lanmış hallerini sizlere veriyor LANDR.


NOT: Bu arada şarkınızı yüklemeden önce LANDR FAQ kısmını bir incelemenizde fayda var. Daha iyi sonuç almak için bazı kriterleri sağladıktan sonra şarkınızı yüklemeniz tavsiye ediliyor.

26 Kasım 2014 Çarşamba

Beyonce Tetikledi; Dünya Çapında Ortak Albüm Çıkış Günü Belirlenmeli!



Beyonce’un etkileyici çıkışının ardından ana akım plak şirketleri bir anda “acaba biz de ortak bir albüm çıkarma günü mü belirlesek?” diye kara kara düşünmeye başladılar.

Beyonce, beşinci solo albümü “Beyoncé” için hem dijital platformlarda hem de müzik marketlerde aynı günde satılmasına yönelik iyi bir organizasyon yapınca tüm dünya çapında albümünün satış rakamları bir anda tavan yapmıştı. Şarkıcı “hayranlarımla aramda doğrudan ilişki kurmamızı engelleyen bağlardan sıkıldım” şiarı üzerine inşa ettiği bu stratejik hamlesinde tüm dünyada (i-Tunes dahil) 13 Aralık Cuma sabahı albümünün piyasalarda olduğunu ilan etti.

Bu ani çıkışla dijital piyasalara girdiği anda korsanı türeyen şarkıların daha piyasaya bile çıkamadan sönmesinin bir anlamda önüne geçebilmişti Beyonce, en azından süreyi uzatabilmişti diyelim…




Albüm çıkış tarihleri üzerine endüstri içindeki durumu küçük bir örnekle durumu anlatmaya çalışalım. Örneğin İngiltere’de genel olarak albümlerin piyasaya çıkışları Pazartesi gününe getirilmekte, ABD’de ise Salı günü seçilmiş. Aynı şekilde Avusturalya gibi “uzak” bir ülkede ise satışlar için Cuma günü belirlenmekte. Böylece haftanın her günü dünya çapında müzik piyasası canlı üretimini sürdürüyor, oh ne güzel değil mi?!

Tabii ki değil!

Cuma günü Avusturalya’da satışa sunulan albümün ertesi hafta başını beklemeden internet üzerinden korsan sektörünün başköşesindeki yerini aldığını tahmin edersiniz. Yani haliyle daha İngiltere gibi bir ülkede satışa konulamadan “serbest dolaşımda” uçmakta bu albüm. Kesin satın alacağı hesaplanan tüketici kitle için bir problem yok tabii ki, bununla birlikte albüm satış rakamlarını, hatta dijital satışları, streaming oranlarını bile bir hayli aşağı çekiyordu bu çıkış tarihleri farklılıkları.

Buradan yola çıkan plak şirketleri Haziran 2015’ten itibaren dünya çapında “Global Album Release Day” (Global Street Date) olarak Cuma gününün belirlenmesi için kolları sıvadı. Tüm dünyada albüm aynı gün piyasada olacak ve korsana düşene kadar en azından satış rakamlarını artırabilecekler.

Bu işin sorunlu yanı sadece korsan endüstrisi ile ilgili de değil.  Bir albümün Cuma günü dijital platformlarda da satışa sunulduğunu düşünürsek, yine aynı şekilde Pazartesi günü İngiltere için “yasal bir sorun” oluşturmaya devam ediyor. İnsanlar albüm satın almak yerine yasal yoldan “online streaming“e başvurabiliyorlar ya da albümü dijital olarak download edebiliyor/satın alabiliyorlar. Tabii ki bu yine de işin istenebilecek taraflarından. Nihayetinde albüm satışları azalsa da, müzik endüstrisine yasal yoldan para kazandırmış oluyorsunuz, bu günümüzün “teknoloji/müzik ikilemi“sorunu…




Ortak çıkış tarihi mevzusuna itiraz edenler de mevcut. Mesela bağımsız plak şirketleri kendileri için Cuma gününün uygun olmadığını, geleneksel olarak hafta başında daha fazla albüm satıldığını belirtmekteler. Aynı şekilde küçük çaplı müzik dükkânları yani perakendeciler için tedarik sorunu gündeme geliyor. Global çapta düzenlenecek böylesi bir organizasyon için toptancılar ve büyük marketler avantajlı konuma geçerken, lojistik ve sektördeki iş yapma biçimleri nedeniyle yeni bir albümü aynı hızda raflarına sokamayacak olan küçük müzik dükkânları için böylesi bir düzenleme çok da yararlı değil.

Cuma gününün seçilmesi belki kısa vadede müzik endüstrisi için olumlu sonuçlar doğuracaktır fakat “albüm satışı”na yönelik genel bir değişim olduğu görüldükçe, sistemsel problemlerin bu işin temelini oluşturduğu anlaşılmalı ve buna yönelik kırılmalar yaratılmalı diye düşünüyorum.

Aynı Bakkal v. Hipermarket savaşlarına benziyor değil mi?.. Yani çözüm günü değiştirmekte değil!



4 Temmuz 2014 Cuma

Dijital Satışlar Düşüşte!



Vallahi ben araştırma şirketi Nielsen Soundscan'in yalancısıyım, ABD'de 2014 yılında dijital downloadların %15 oranda bir düşüş yaşadığı görülmekte... İşte bununla ilgili bir grafik:




2013 yılında 682 milyon Dolar olarak gerçekleşen rakamlar, 29 Haziran 2014'de hazırlanan raporda 593 milyon Dolar'a düşmüş vaziyette. Bu denli büyük bir düşüşün sebebi büyük oranda müzik dinleme (music streaming) servislerinin canlanması ve popülerleşmesi gösteriliyor. Spotify bu işin öncüsü, açıyorsunuz ve istediğiniz müziği dinliyorsunuz, arkada reklam üzerinden bir gelir paylaşımı kurgulanıyor ama nihai dinleyici bundan haberdar olmuyor haliyle...

Durum böyle olunca da yasal yollardan şarkı indirme oranları düşüyor. Korsanı hesaba katmıyorum bile...

Siz de yorumla bu konudaki düşüncelerinizi belirtirseniz ne güzel olur :)

İşte YouTube'un Öne Sürdüğü Maddeler


Birkaç yazıdır dile getirdiğim gibi YouTube yeni müzik dinleme platformu oluşturma aşamasında. Bu nedenle Sony, Warner gibi dünya devleriyle uzlaşma görüşmelerindeydi ve müzakerelerden başarıyla da ayrıldı. Sırada sadece dünya müzik piyasasında söz sahibi olan irili ufaklı binlerce bağımsız müzik plak şirketleri kaldı. Onlar adına görüşmeleri yürüten Global Bağımsız Müzik Ağı (WIN) ise bu kadar kolay pes edecek gibi görünmüyor. Avrupa kolu IMPALA da konuyu çoktan AB gündemine taşıdı bile.

Aşağıdaki linkte YouTube'un dayattığı şartların sızdırıldığı bir site var, 32 sayfalık metni buradan inceleyebilirsiniz.




Sızdırılan metinden ilk olarak göze çarpan YouTube'un gelir paylaşımında mevcut platformlara göre daha düşük bir ödeme öngörmesi! Audio servislerinden %65 gelir paylaşımı taahhüt ediyor ve bunun da tam bir garantisi yok... (Spotify gibi benzerleri ise kapıyı %70'lerden açıyorlar, bilginize).

Yine uluslararası ilişkilerden tanıdığımız "most favorite nation" yaklaşımı burada da devreye giriyormuş. Yani eğer büyük plak şirketlerinden birisi YouTube ile belirlediği fiyatı düşürdüğünde -ki bu bağımsızlara yapılan ödemelerden de düşük ise- YouTube sözleşme gereği bağımsızların gelir paylaşım yüzdesini de düşürebilecekmiş. Anlaşılan "büyükler" yine pastayı paylaşıyor!

Dahası, Spotify ve Rdio gibi platformlar her dinlemeyi bir gelir olarak görüp plak şirketi ve hak sahiplerine buna göre ödeme yaparken, YouTube ise yalnızca reklam gösterilen videoları hesaba katmaktaydı, bu şekilde yeni müzik dinleme platformunda da benzeri problemler görülecek gibi, yani royalty ödemeler konusunda YouTube'un eli çok daha sıkı olacak gibi...


Şu makaleye de göz atabilirsiniz;



29 Mayıs 2014 Perşembe

YouTube Müzik İşine Giriyor!


YouTube’un tavizsiz tutumu nedeniyle, dünyadaki bağımsız müzik şirketlerini bir araya getiren Global Bağımsız Müzik Ağı (WIN) kamuoyuna isyan edercesine seslenmek zorunda kaldı. Kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde şimdiye kadar Sony, Warner ve Universal gibi ana akım plak şirketleri YouTube’un dayattığı yeni müzik stratejisine oluru vermişlerdi. Geriye neredeyse tek kalan WIN ise görüşmelerde istediğini alamadığı için “gereksiz ve kabul edilemez önerilerle” dolu bu dayatmayı kamuoyuyla paylaşma gereği duydu.

Peki YouTube’un şimdiye kadar yürüttüğü albüm kapağı (static image) altında şarkıları dinletme yöntemi yani kabaca her şeyi bir videoymuş gibi gösterme yönteminde ne gibi bir değişim oluyor?



YouTube, dünyadaki video paylaşım siteleri arasındaki liderliğini sürdürmeye devam etmekten geri adım atmış değil, hala video platformu en büyük silahı. Fakat artık bunun dışındaki bir mecraya da adım atmaya karar verdi!

Yapılan istatistiklerde YouTube’un aynı zamanda en büyük müzik dinleme (streaming) sitesi de olduğunu ortaya koyuyor. Yukarıda değinildiği gibi eskiden beri tüm audio dosyalarını yani şarkıları bir resim veya video klip ile birlikte eklemek zorunda olduğumuz YouTube, önümüzdeki günlerde iTunes veya Spotify gibi streaming üzerine kurulu dijital ses platformlarını alaşağı etmek için hamlesini yapıyor.

Geçen yılın Kasım ayında akıllı telefonlar için geliştirdiği aplikasyonunda güncellemeye giden YouTube’un, bilgisayar çakallarının gözünden kaçmayan bir şeylere kalkıştığı anlaşıldı. Uygulamada bazı özellikler Deezer, Spotify, iTunes gibi dijital platformları çağrıştırıyordu. Bu sır bir süre büyük dedikoduları beraberinde getirdi ve bu yılın başından itibaren gizli görüşmeler medyaya yansımaya başladı.


Neyse bizim konumuzdaki başrol oyuncusu WIN, YouTube’un kendilerine insanı koşullar öne sürmediğini dile getiriyor. Bununla yetinmeyip eğer önlerine konan sözleşmeyi kabul etmedikleri takdirde tüm WIN üyesi bağımsız plak şirketlerinin kataloglarının YouTube tarafından bloke edilebileceği tehdidini de yapmış YouTube. Üstelik görüşmelerde bu hükmün müzakere edilemez olduğunu da vurgulamaktaymış yani “ya imzalayın sözleşmeyi ya da biz gereğini yaparız” durumu. WIN’e göre tıklama, izleme başına ödeme ve diğer türlü reklam gelirlerindeki komisyon oranlarının da Spotify gibi dijital mecralara göre fiyat kırmaya yönelikmiş. Yani YouTube, çok daha az ödemelerle Pazar lideri olmayı kafa strateji olarak belirlemiş gibi duruyor!

Tabii biz bu lafları kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri bilemeden, basına yansıdığı ölçülerde yazıya dökebiliyoruz. Ama şurası da gerçek ki 3 dev şirketin (Sony, Warner ve Universal) bu yeni üyelikli müzik platformu projesine lisans vermesi, YouTube’un elini oldukça güçlendirmiş.

WIN Başkanı (aynı zamanda İngiltere Bağımsız Müzik Örgütlenmesi Bşk.) Alison Wenham’a göre üyelerinin çoğu zaten küçük işletmeler ve gelirlerinin önemli bir bölümünü müzik streaming üzerinden kazanmaktalar. “Bu sayede yeni yeteneklere yatırım yapabiliyorlar. Şimdi karşılarına bu alandaki dünyanın en büyük şirketi çıkmış ve şu şartları kabul edeceksiniz yoksa streaming marketindeki yerinizden olursunuz” diyor Wenham.

Şimdi YouTube’dan stratejisini tekrar acilen gözden geçirmesini ve MTV’nin on yıl önce bağımsız müzisyenleri küçük gören yaklaşımını tekrarlamamasını talep ediyorlar. Sözleşme şartlarında iyileşmeye gidilmesinin tüm taraflar için olumlu olacağını yani bu durumda “win win” durumunun yaşanabileceğini dile getiriyorlar.

Bakalım karşı taraftan gelen cevap nasıl olacak, takipteyiz! :)


Tabii bunun yine büyükler arası bir mücadele olduğunu, müzik endüstrisinin koloni yaratma çabasının bir başka tezahürü olduğunu düşünenler de bir hayli fazla. Özellikle ürettiğinin karşılığını alamayan ve sömürülen müzisyenler başta olmak üzere!

25 Mayıs 2014 Pazar

YouTube's new music streaming strategy!




Independent labels across the world have slammed "unnecessary and indefensible" terms laid down by YouTube regarding its new Spotify-rivalling streaming service.

YouTube's new subscription music platform has been licensed by the three major labels – Sony, Warner and Universal – but the company is yet to reach an agreement with the members of the Worldwide Independent Network (WIN).
YouTube has apparently warned the indies that, should they refuse to license the new platform, they risk having their music content blocked or removed across the Google firm's existing giant video site. In addition, the labels have been told the initial terms offered by YouTube are nonnegotiable.
WIN has raised major concerns about YouTube’s recent policy of approaching independent labels directly with a template contract and an explicit threat that their content will be blocked on the platform if it is not signed.
According to WIN members, the contracts currently on offer to independent labels from YouTube are on highly unfavourable, and non-negotiable terms, and undervalue existing rates in the marketplace from existing music streaming partners such as Spotify, Rdio, Deezer and others.

WIN has held extensive talks with YouTube at their instigation over the last 24 hours to try and resolve this issue but no progress has been made. WIN’s request for YouTube to rescind the termination letters sent to its members has not as yet been agreed to.
Alison Wenham, CEO of WIN and Chairman of AIM (Association of Independent Music, UK) said, “Our members are small businesses who rely on a variety of income streams to invest in new talent. They are being told by one of the largest companies in the world to accept terms that are out of step with the marketplace for streaming. 

For more details you can have a look at the links below…







 
Blogger Templates