Pages

Subscribe:

Ads 468x60px

Labels

müzik endüstrisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik endüstrisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2014 Perşembe

Taylor Swift Dijital Müzik Piyasasını Karıştırınca: Taylor Swift vs Spotify!



Taylor Swift geçen ay, eserlerinin layıkıyla değerlendirilmediğini düşündüğü için Spotify platformundan tüm katalogunu çektiğini açıklamıştı. Swift’e göre, sanat eserlerine bizzat onu üretenlerin yani sanatçıların değer biçebilmeleri gerekmekte ve günümüzdeki online streaming (çevrimiçi müzik dinleme) platformları nedeniyle bu husus rafa kaldırılıyor. Yani eser sahiplerine hak edilen oranlarda ekonomik geri dönüş sağlanmıyor (royalty ödemelerinden bahsedilmekte).

Evet güzel ama bununla birlikte zaten müzik piyasasının hiçbir zaman bu şekilde bir yapılanmaya sahip olmadığı akıllardadır umarım. Küresel kapitalist dünyada dev şirketler güdümünde belirlenmek zorunda bırakılan piyasalar sanıyor musunuz ki streaming platformları var olmadan önce sanatçılara adil ödemeler yapıyorlardı?!

Bu açıdan konuya yaklaşınca işi toptan iptale götürmek ve sistemsel kırılma yaratmak tek çare gibi duruyor…

Ama mevcut tartışmalara sistem içinden bakışla yaklaşırsak, Spotify günümüzün hızlı değişen müzik endüstrisinde rakibi olan diğer streaming platformlarına göre daha adil davranabiliyor. En azından sanatçıların çoğu böyle düşünmekte. Taylor Swift’in gündeme oturan hamlesiyle elde etmeye çalıştığı ise, Spotify’in yoğun kitlelere ulaşmasını sağlayan “freemium” üyelik yapısıyla dinleyicilerin tüm kataloglara ücretsiz olarak erişim sağlayabilmesinde değişiklik. Swift, kendi katalogunun bu sınıftan çıkarılarak “Spotify Premium” yani aylık ücretli abonelikle dinlenebilen tarafa alınmasını talep ediyor.

Spotify kurucusu/CEO Daniel Ek ise ısrarla mevcut yapılarını değiştirmeyeceklerini, freemium ve Premium için farklı sınıflandırmaların mümkün olmadığını, her ikisinde de tüm katalogların açık olduğunu dile getiriyor.

Daniel Ek, öncelikle global müzik endüstrisinin içinde bulunduğu durumu değerlendiriyor ve 2014 yılında 30 yeni ülkede faaliyete başlayan Spotfy’in misyonunun geleceğin müzik dinleme anlayışı olduğunu vurguluyor. Yani artık kasetten albüm CD’sine, oradan single çalışmalara, internet bazlı satışlara doğru evirilen müzik dinleme olgusu, yerini online streaming ile ücretsiz dinlemelere doğru bırakıyor.

Ek, aslında dinleyicilerin freemium üyelikle istediği müzikleri ücretsiz dinlerken arka planda müzik endüstrisine katkının devam ettiğinin altını çiziyor. Burada iki nokta var; ilk olarak reklam gelirleri vasıtasıyla dinleme başına belirlenen oranlarda yine sanatçılara geri ödemeler yapılmakta. İkinci olarak da freemium üyeliğin yaptıkları araştırmalarla Premium (ücretli) üyeliğe dönüşme oranının da giderek arttığını vurguluyor Daniel Ek. Yani Spotify’a göre, dinlenen eserler hala bir ticari değere sahipler.

Tabii ki burada Premium üyelikte dinleme başına ödeme ile freemium arasında fark olduğunu belirtmekte fayda var, Premium her zaman sanatçılar için daha önemli bir gelir üretiyor. Taylor Swift de zaten bunu talep ediyor esasında. Fakat Ek bu konuda farklı düşünüyor. Ona göre, Spotify gibi bir araç olmasa da günümüzde insanlar bir şekilde aradığı müziği ücretsiz dinlemeyi başarıyorlar. Bilindiği gibi pek çok korsan kanaldan istenen müziğin bedava dinlenmesi mümkün! “Spotify hala sanatçılara geri ödemeler yapmaktayken bu itirazın sebebi ne?”, diye sormadan edemiyordur herhalde Daniel Ek…

Olay endüstrideki kırılmada yatıyor. Swift ve onun gibi düşünen pek çok müzik insanı albüm satışlarının azalmasının yarattığı travmaları yaşıyorlar ve bu konuda da oldukça haklılar. Swift, “Gittiğim her yerde müzik satışlarının her geçen gün daha da kötüleştiği konuşuluyor ama insanlar hiç bir şey yapmıyor, var olan araçlarla –Spotify vurgulanıyor burada- yollarına devam etmeyi sürdürüyorlar” şeklinde konuşuyor. “Halbuki sanatçılar için dijital satışlar ve iTunes gibi platformlardaki download getirileri Spotify’a göre çok daha yüksek.”

Hemen birkaç istatistik de verelim. Öncelikle Spotify, gelirlerinin %70’ini plak şirketlerine tahsis ettiğini ve bu konuda oldukça şeffaf davrandıklarını ifade ediyor. Swift’in plak şirketi Big Machine, “ülke içi streaming” olarak geçen yıl 500bin$ Spotify’dan kazanıldığını açıklamış. Spotify ise “global streaming” gelirleriyle bu oranın Taylor Swift için 2milyon$ olduğunu vurguluyor. Bana pek de az gelmedi bu rakamlar yahu?!


Ama işin içinde karmaşık kapitalist şirketler olunca sanatçı ödemeleri güme gidebiliyor. Çünkü bu örnekte Swift’in haklarını elinde tutan Universal, bu 2milyon Dolarcık ödemeyi alıyor ve Swift’in plak şirketi Big Machine de bundan bir miktar kesiyor. Neticede Swift’e tam olarak ne ödendiğini hesaplayabilmek imkansız… Anlaşılan bu paralar sanatçılara erişemiyor maalesef, işte olayın özü bu!

Bir de müziğin kayıt altına alınamadığı yılları düşünsenize…

Canlı performansların haricinde hiçbir şekilde müzik dinleme imkânının olmadığı yılları…

Seçkin zümrelerce dinlenebilen müzik ile halk müzikleri arasındaki farkları, canlı söyleyemeyen/çalamayan sanatçının müzik dünyasında yerinin olmadığı o zamanları…

O halde tartışmaya devam! :)


Meraklısı için Taylor Swift’in bu konudaki bir röportajı:

Bu da Spotify’ın karşı savunması diyelim:


15 Aralık 2014 Pazartesi

Yapay Zeka – İnsana Karşı: Mastering Konuları


Şarkınızın otomatik olarak mastering sürecinden geçmesini ister miydiniz?

Hem de Cubase türü yazılımların sahip olduğu multiband compressors ve loudness maximizers gibilerinden oluşan klasik mastering paketleri değil, şarkınızı hissederek ona uygun bir kombinasyon üreten bir formüle sahip yeni bir yöntemi dener misiniz?

MixGenius bu gayeyle yola çıkmış ve ilk online mastering stüdyosunu kurmuş… Buyurun göz atın, deneyin, burada da sonuçlarını paylaşın!

İşte link; https://www.landr.com/en

MixGenius firmasının geçtiğimiz yıl faaliyete geçirdiği LANDR, bulut bazlı bir mastering algoritması sunuyor. Şarkınızı internet üzerinden sistemlerine yüklüyorsunuz ve yazılım sizin için şarkınızı “master”lıyor. Evet, hem de firmanın iddiasına göre klasik bir kompres/limiter sürecinden ibaret olarak işlemeyen, şarkının ruhuna uygun olarak mastering yorumu yapabilen bir “akıl küpü” bu LANDR…

Queen Mary Üniversitesi’nden Stuart Mansbridge ve MixGenius CEO’su Pascal Pilon, yıllar süren araştırmaları neticesinde bu işe girişmeyi uygun bulmuş ve DiY (Do it Yourself) müzisyenlerinin ilk aşamada uzak durdukları maliyet olarak algılanan mastering olayına optimal bir çözüm geliştirmişler.

Bildiğiniz gibi amatör müzisyenlerin neredeyse %95’i şarkıları için “mastering”i es geçmeyi tercih ediyorlar çünkü böylesi bir maliyet bile onlar için fazlalık olarak görülmekte. Halbuki günümüz müzik endüstrisinde cilalanmış ve yüksek kaliteli olarak tüketimimize sunulan müzik ürünlerinin hepsinin nihai halleri ancak ve ancak sağlam mastering süreçlerinden geçmeleri ile oluşabilmekte.

Montreal – Kanada’da düzenlenen Dijital Müzik Konferansı’nda konuşan şirket yetkilisi Justin Evans, şunları vurguluyor; “stereo çıkışlı şarkınızı internet üzerinden sitemize yüklediğinizde bulut ‘database’imiz sayesinde şarkınızı tür, tarz, müzik frekansları ve benzeri filtrelerden geçirerek en uygun mastering yöntemini belirliyoruz. Yani bunu bir mastering mühendisinin yapabileceği şekilde fakat otomatik olarak gerçekleştiriyoruz”.


Burada altını çizdikleri bir nokta var; ses mühendisliği yapan ve sizin şarkınızı “master”laması muhtemel olan bir insanın müzik bilgi birikiminden çok daha zengin bir analiz kabiliyetine sahip olunduğu! Yani makinenin insanın yorum gücünü alt edeceği vurgusu artık “mastering”e de işledi…

Olayın felsefi tartışma boyutu burada yatıyor, acaba “mastering”le uğraşan ses mühendisleri yok mu olacak?

 Benim şahsi düşüncem ikisinin farklı kesimlere hitap ederek devam edecekleri. Sanatsal faaliyet yürütüldüğü müddetçe insan unsurunun yok olması bence zor fakat yapay zekânın bu alandaki mevcudiyeti de giderek artacaktır. Ben havadisleri sizinle paylaşma niyetindeyim. İlgilenen varsa yorumlarınızı burada paylaşarak konuyu derinleştirebilirsiniz.


Gelelim işin fiyatlandırma aşamasına… MixGenius, hem sisteminin nasıl çalıştığını daha iyi vurgulamak, hem database’ini geliştirmek, hem de müşteri çekmek için şarkıların “master”lanmış Mp3 hallerini ücretsiz olarak kullanıcılarına sunuyor. Bu format aslında pek çok online platform için yeterli olabilmekte, amatör düzeydeki kullanıcılar için önemli bir fırsat. Bunun dışında aylık 9$, 19$ ve 29$ şeklinde değişen iki abonelik biçiminde şarkıların sıkıştırılmamış formattaki “master”lanmış hallerini sizlere veriyor LANDR.


NOT: Bu arada şarkınızı yüklemeden önce LANDR FAQ kısmını bir incelemenizde fayda var. Daha iyi sonuç almak için bazı kriterleri sağladıktan sonra şarkınızı yüklemeniz tavsiye ediliyor.

8 Aralık 2014 Pazartesi

“Anne”li Tanıtım Ters Tepti


Önümüzdeki yıl İngiltere’de yapılacak olan Parklife Manchester Fest için uygulanan bir pazarlama yöntemi, organizatörlerin hiç beklemedikleri bir sonuca yol açmış.

6-7 Haziran 2015’te gerçekleşecek bu kapsamlı festival için tanıtım faaliyetleri bir yıl evvelden başlatılmış ve bu bağlamda geçtiğimiz Mayıs ayında toplu sms yöntemine de başvurulmuş. Yani daha önceden numaralarını veren (veya başka yöntemlerle numaraları database’lere işlenmiş) pek çok aboneye kısa mesaj gönderilerek Parklife Fest tanıtımı yapılmış. Buraya kadar ısrarcı, tacizkar kapitalist yöntemler dışında “çok büyük” bir problem gözükmüyor gibi…


Bununla birlikte düzenleyici firma olan Parklife Manchester Ltd şirketi, kendi firma ismiyle değil de “Mum” (Anne) etiketiyle bu mesajları gönderince film kopuyor.

Mesajın içeriği şu şekilde;

“Some of the Parklife after parties have already sold out. If your going, make sure your home for breakfast! Xxx www.afterlifemcr.com” (Bir annenin ağzından çıkmış gibi gösterilmek için İngilizce kelime oyunları da içeren bu metin, “Bazı Parklife after parti biletleri tükendi bile. Gidiyorsan kahvaltıda evde olacaksın!” türünden bir anlama geliyor)

İlk başta eğlenceli, parti kafası gençliği için hoş gözükebilecek bir mesaj gibi duruyor. Zaten şirket de kendi savunmasında bunu öne çıkarmış, Festivalciler için değişik bir tanıtım yöntemi olacağını düşündüklerini söylüyorlar.


Fakat İngiltere’nin Bilgi Teknolojileri Kurumu olan ICO’ya gelen 76 şikayette benzeri bir ortak nokta gözükmekte, bu mesajı alanların ya da ailelerinden çok yakın birilerinin annesinin daha önceden ölmüş olması!

Telefon ekranında “annelerinden” gelen bir mesajı gören insanlar bir anda şoka uğradıklarını ifade ediyorlar Kuruma ilettikleri dilekçelerinde.

Aslında bardağı taşıran damla şu oluyor, sosyal medya aracılığıyla bu sitemlerini organizatörlere ileten bu kişiler festival resmi twitter hesabından ciddiye alınmadıklarına dair bir cevap daha görüyorlar. Bunun üzerine devreye diğer “resmi kurumlar” girince şirket yetkililerine bazı şeyler dank ediyor herhalde ki, ancak bu aşamadan sonra özür dilediklerine dair mesajlar paylaşıyorlar sosyal medya hesaplarından.

Ama iş işten geçmiş anlaşılan, çünkü ICO, 70 bin toplu sms gönderdiğini tespit ettiği şirket için herhalde 70bin Sterlin ceza kestiğini kamuoyuna duyurdu 5 Aralık’ta.

Kıssadan Hisse;

Eeyyy Organizatörler! Düşününün taşının öyle kampanya üretin. Sonra demedi demeyin!

Haberle ilgili kaynaklar için buyurun efendim:



26 Kasım 2014 Çarşamba

Beyonce Tetikledi; Dünya Çapında Ortak Albüm Çıkış Günü Belirlenmeli!



Beyonce’un etkileyici çıkışının ardından ana akım plak şirketleri bir anda “acaba biz de ortak bir albüm çıkarma günü mü belirlesek?” diye kara kara düşünmeye başladılar.

Beyonce, beşinci solo albümü “Beyoncé” için hem dijital platformlarda hem de müzik marketlerde aynı günde satılmasına yönelik iyi bir organizasyon yapınca tüm dünya çapında albümünün satış rakamları bir anda tavan yapmıştı. Şarkıcı “hayranlarımla aramda doğrudan ilişki kurmamızı engelleyen bağlardan sıkıldım” şiarı üzerine inşa ettiği bu stratejik hamlesinde tüm dünyada (i-Tunes dahil) 13 Aralık Cuma sabahı albümünün piyasalarda olduğunu ilan etti.

Bu ani çıkışla dijital piyasalara girdiği anda korsanı türeyen şarkıların daha piyasaya bile çıkamadan sönmesinin bir anlamda önüne geçebilmişti Beyonce, en azından süreyi uzatabilmişti diyelim…




Albüm çıkış tarihleri üzerine endüstri içindeki durumu küçük bir örnekle durumu anlatmaya çalışalım. Örneğin İngiltere’de genel olarak albümlerin piyasaya çıkışları Pazartesi gününe getirilmekte, ABD’de ise Salı günü seçilmiş. Aynı şekilde Avusturalya gibi “uzak” bir ülkede ise satışlar için Cuma günü belirlenmekte. Böylece haftanın her günü dünya çapında müzik piyasası canlı üretimini sürdürüyor, oh ne güzel değil mi?!

Tabii ki değil!

Cuma günü Avusturalya’da satışa sunulan albümün ertesi hafta başını beklemeden internet üzerinden korsan sektörünün başköşesindeki yerini aldığını tahmin edersiniz. Yani haliyle daha İngiltere gibi bir ülkede satışa konulamadan “serbest dolaşımda” uçmakta bu albüm. Kesin satın alacağı hesaplanan tüketici kitle için bir problem yok tabii ki, bununla birlikte albüm satış rakamlarını, hatta dijital satışları, streaming oranlarını bile bir hayli aşağı çekiyordu bu çıkış tarihleri farklılıkları.

Buradan yola çıkan plak şirketleri Haziran 2015’ten itibaren dünya çapında “Global Album Release Day” (Global Street Date) olarak Cuma gününün belirlenmesi için kolları sıvadı. Tüm dünyada albüm aynı gün piyasada olacak ve korsana düşene kadar en azından satış rakamlarını artırabilecekler.

Bu işin sorunlu yanı sadece korsan endüstrisi ile ilgili de değil.  Bir albümün Cuma günü dijital platformlarda da satışa sunulduğunu düşünürsek, yine aynı şekilde Pazartesi günü İngiltere için “yasal bir sorun” oluşturmaya devam ediyor. İnsanlar albüm satın almak yerine yasal yoldan “online streaming“e başvurabiliyorlar ya da albümü dijital olarak download edebiliyor/satın alabiliyorlar. Tabii ki bu yine de işin istenebilecek taraflarından. Nihayetinde albüm satışları azalsa da, müzik endüstrisine yasal yoldan para kazandırmış oluyorsunuz, bu günümüzün “teknoloji/müzik ikilemi“sorunu…




Ortak çıkış tarihi mevzusuna itiraz edenler de mevcut. Mesela bağımsız plak şirketleri kendileri için Cuma gününün uygun olmadığını, geleneksel olarak hafta başında daha fazla albüm satıldığını belirtmekteler. Aynı şekilde küçük çaplı müzik dükkânları yani perakendeciler için tedarik sorunu gündeme geliyor. Global çapta düzenlenecek böylesi bir organizasyon için toptancılar ve büyük marketler avantajlı konuma geçerken, lojistik ve sektördeki iş yapma biçimleri nedeniyle yeni bir albümü aynı hızda raflarına sokamayacak olan küçük müzik dükkânları için böylesi bir düzenleme çok da yararlı değil.

Cuma gününün seçilmesi belki kısa vadede müzik endüstrisi için olumlu sonuçlar doğuracaktır fakat “albüm satışı”na yönelik genel bir değişim olduğu görüldükçe, sistemsel problemlerin bu işin temelini oluşturduğu anlaşılmalı ve buna yönelik kırılmalar yaratılmalı diye düşünüyorum.

Aynı Bakkal v. Hipermarket savaşlarına benziyor değil mi?.. Yani çözüm günü değiştirmekte değil!



21 Kasım 2014 Cuma

Billboard 200 indeksi ve Streaming Mevzuları




Billboard, Billboard 200 listesi için değerlendirme sistemine online dinlemeleri (streaming) de ekleyeceğini açıkladı. “Sadece geçen yıl online dinleme platformlarına üyelik sayılarındaki artışa bir baktığınızda bile bunların rüştünü ispatladıklarını görebilirsiniz, artık bize de hamle yapmak düşüyor", şeklinde konuştu Billboard’dan Bill Werde.

2012 yılına kadar geri götürülecek bu yeni değerlendirme usulünde, albüm satışları yine en büyük katsayıyı sağlayacak gibi. Billboard da yaptığı açıklamada yeni formülün büyük kırılmalara yol açmayacağını tahmin ettiklerini belirtiyor. En fazla bazı şarkıların birkaç basamak yükselip/düşmesi yaşanabilirmiş. Hemen belirtelim Maroon 5 bundan avantaj sağlayacaklar arasında!

Fakat ilerleyen süreçte internet bazlı dinleme platformlarının bu albüm satış değerlerini geçebileceği de belirtiliyor.

Billboard yaptığı açıklamada, her 1500 dinlemeyi 1 albüm satışıyla eşitlemeyi planladığını ifade etti. Zaten sistemde online bazlı single satışları daha evvel ilave edilmişti, her 10 single şarkı satışı 1 albüm satışına tekabül ediyordu.

Billboard’u bu metrik sistem değerlendirmesine iten nedenler Billboard Veri Değerlendirmeleri Başkan Yrd. Silvio Pietroluongo’ya göre oldukça mantıklı gözüküyor. Pietroluongo, albüm satışlarının günümüzde ilk tepki, ilk izlenim olarak algılanabileceğini ve neredeyse ilk haftanın sonunda bu satışların büyük bir düşüşe geçtiğini vurguluyor. Online dinlemeler ise müzik eserlerinin daha uzun süreler revaçta kalabildiğini ortaya koymakta. “Bir albümü alan kişi belki onu bir iki defa dinliyor fakat içlerinden bir şarkıyı 100 kez dinleyebiliyor” diye ekliyor Pietroluongo

Listeyi hazırlarken en çok Nielsen's datalarından yararlanan Billboard, onların yaptığı anketlerden de oldukça etkilenmiş görünüyor. Çünkü Nielsen’s, anketlerde müzik fanlarının yüzde 80’inin son altı ay içinde en az bir defa  online müzik dinlediklerini açıklıyor!

Aslında bu streaming savaşları son zamanlarda müzik endüstrisinde büyük çalkantılara yol açmakta. Taylor Swift örneğiyle iyice gündeme oturan streaming meselesi, esasında endüstrinin yeni bir dönüşüme giriş sürecinin sancılarından ibaret (Taylor Swift’in bu konu hakkındaki Yahoo röportajına ulaşmak için tıklayın).  




Artık müziğin ticari bir değer olmasının muhteviyatı değişiyor sanki. Evet, müzik üreticileri hala üretimlerinden para kazanabilecekler fakat artık bunun ödeme yöntemlerinde değişim söz konusu. Online dinleme platformlarının –Spotify öncülüğünde- bedava müzik dinleme altyapılarını hızlandırmaları veya aylık aboneliklerle sınırsız müzik dinleme olanaklarının sunulması elbette albüm satışlarını dibe çekiyor. Bununla birlikte bu platformların reklam döngüleriyle artık müzik endüstrisinin yeni bir beslenme alanı ortaya çıktığı günlerdeyiz. İşte tartışmalarda da bu konu anahtar konumda. Çünkü nemalarda düşüş mevzu bahis!

Bu dev platformların müzik endüstrisini bir yöne doğru yöneltme girişimleri “müziğin acaba nihai kullanıcıya artık ücretsiz mi olacağı” tartışmalarını alevlendiriyor. Taylor Swift de böyle bir ortamda tüm müzik ürünlerini streaming platformlarından çektiğini açıklamıştı geçenlerde.

Beyonce de, en son albümünde adeta “global album release day” mevzusuna takarak tüm online piyasalarda ve müzik marketlerde albümün aynı zaman diliminde satışa sunulmasını organize ederek satış rakamlarını son yıllarda pek rastlanmayan oranlara yükseltebilmişti. Zaten bunun hemen akabinde, endüstri içindekiler dünya çapında ortak albüm çıkış günleri oluşturulması girişimlerine başlamışlardı. “Bunda başarılı olundu mu?”, bunu bir başka yazımda anlatmaya çalışayım ama di mi? :)

Taylor Swift’in tepkisi olumlu bir geri dönüş sağladı mı bilinmez ama Billboard’ın online dinlemeleri de Billboard 200 listesine ekleyeceğini açıklaması artık dünyadaki gidişatı daha netleştiriyor sevgili müzik üreticileri…



Haberle ilgili metin için tıklayabilirsiniz.


18 Temmuz 2014 Cuma

Jimi Hendrix'in Erken Dönem Kayıtları Sonunda Hendrix Ailesine Geçmiş!



Jimi Hendrix'in 1965 - 67 yılları arasında TV şovları ve filmler için yaptığı kayıtlar el değiştirerek Hendrix'in yasal işlerinden sorumlu aile oluşumu Experience Hendrix LLC'ye geçmiş.

88 şarkılık bu katalogun çoğunda Hendrix gitarıyla Curtis Knight and the Squires'a eşlik ediyor. TV programları, filmler, reklamlar için fon müzikleri şeklinde tasarlanan projede stüdyo kayıtlarının dışında, daha önemlisi, 1965 yılına ait NewJersey'de yer alan Georges Club 20'deki canlı performans da yer almakta!

Bu kayıtlar 40 yılı aşkın süredir Hendrix ailesinin belalısı Ed Chalpin and PPX Enterprises'ın elindeydi. Aslında hikayenin geçmişi şöyle;

Hendrix henüz geçimini sürdürme telaşı içerisindeyken Ed Chalpin ile sözleşme imzalayarak bu projeyi kabul etmiş ve 3 yıllık bu sözleşme gereği bahsi geçen 88 kayda imzasını atmış. Daha sonra Jimi, kendi Jimi Hendrix Experience'ını hayata sokup yıldızı parladıkça yeni menajeri  Chas Chandler, durumun farkına vararak Hendrix'in girdiği tüm bu türden işleri yasal olarak satın almaya başlamış. Bununla birlikte aynı "hinlikteki" Ed Chalpin haklarını devretmeyi kabul etmemiş ve yasal mücadele yıllarca sürmüş. Hatta Chalpin, "Curtis Knight Şarkıları" adlı bir albümü çıkarırken Jimi Hendrix'i de yanına ekleyince davalık olmuşlar. 2001'de Londra Mahkemesi Hendrix ailesini haklı bularak 900bin Dolar'lık bir tazminata hükmetmiş Chalpin'i!

Nihayetinde haklar aileye geçti, bakalım bu eserlerden neler üretilecek?..

Orijinal ingilizce kaynak için adres şu:


Eğer Hendrix'ten bir şeyler çalmak vs. isterseniz eser hakları için buyurun :)

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Whatsapp alındı ama neden?






Bas Kruijssen, MİDEM blogunda yazdığı makalede Whatsapp’ın 19 Milyar Dolar’a Facebook tarafından satın alınmasını müzik endüstrisi açısından ele almış. Bana da ilginç geldiği için makaleden notlar ve kendi düşüncelerimle harmanlayarak bloguma taşıyorum, hayırlı uğurlu olsun! :)


Öncelikle Kruijssen bir sabah Facebook’a girdiğinde aldığı mesajla konuya başlıyor ve işin özü de bu bence. Facebook tarafından gönderilen “hesabınızı güvenlik altına almak için telefon numaranızı ekleyiniz” mesajı karşısına çıkıyor. Biliyorsunuzdur, son dönemlerde zaten Facebook Messenger kullanırken yukarıda bir telefon ikonu var ve cep telefonunuzdan facetime gibi arama yapabiliyorsunuz.

Burada “hesapların güvenceye alınması” üçüncül-dördüncül amaç aslında! Asıl istenilen bilgi, bilgi ve daha çok bilgi. Sizin hakkınızda ne kadar çok dataya erişilebiliyorsa, işte siz küresel kapitalizmin araçları için o kadar “verimli bir müşteri” haline geliyorsunuz. İşte Kruijssen de Whatsapp’ı bu bağlamda değerlendiriyor.

450 Milyon kullanıcısı olan Whatsapp, çoğunlukla gençlere hitap ediyor. Gerçek zamanlı bir mesajlaşma platformu ve reklamsız çalışıyor. Bu nedenle, günümüzde bizim ülkemizde SMS’in yerini almış durumda! Normal bir kullanıcıdan yılda ortalama bir Dolar gibi bir fiyat alınsa, 19 Milyar Doların geri kazanımı için ne kadar bir kitleye ulaşılması gerektiğini hemen hesaplamışsınızdır, ki üstüne, Facebook Whatsapp’ın ücretsiz kalmaya devam edeceğini ilan etti (en azından bizim ülkemizde böyle). Yani ekonomik geri dönüşü hesaplanan bir yatırım değil Whatsapp. Hatta bunlara ilave olarak Facebook’un hali hazırda kendi “instant messaging service”nin olduğunu belirteyim ki tam tuz biber olsun!

Öncelikle imaj her şeyden önce geliyor bu devirde. Facebook isen her şeye muktedir olabileceğine dair bir algı yaratman en önemlisi! Zamanında hiç yanlış yatırım yapmadılar mı, tabii ki sürüsüyle… Fakat böylesi bir dünya devi kapitalist şirket için insanların gözündeki algı her zaman ön planda. Whatsapp’ı da satın alırım, onu da, bunu da…

Gelelim, bilgi toplama hikayesine. Whatsapp’ta arkadaşınızla bir grup ya da bir konser hakkında yazışırken Facebook sayfanızda karşınıza o grupla ilgili bir reklam çıktığını düşünün. Kapitalistler için bundan daha hedef kitleye odaklı tanıtım olabilir mi? İşte arkadaşlar bunu hedeflemekteler! Pazarlama dünyasında daha janjanlı ismi; “nihai kullanıcı deneyimi” olmaktaymış :)

Burada “gizlilik” ve “özel hayatın mahremiyeti” gibi global demokratik kuralların hiçe sayıldığını ve sayılmaya devam edeceğini vurgulamama gerek var mı acaba?


4 Temmuz 2014 Cuma

Dijital Satışlar Düşüşte!



Vallahi ben araştırma şirketi Nielsen Soundscan'in yalancısıyım, ABD'de 2014 yılında dijital downloadların %15 oranda bir düşüş yaşadığı görülmekte... İşte bununla ilgili bir grafik:




2013 yılında 682 milyon Dolar olarak gerçekleşen rakamlar, 29 Haziran 2014'de hazırlanan raporda 593 milyon Dolar'a düşmüş vaziyette. Bu denli büyük bir düşüşün sebebi büyük oranda müzik dinleme (music streaming) servislerinin canlanması ve popülerleşmesi gösteriliyor. Spotify bu işin öncüsü, açıyorsunuz ve istediğiniz müziği dinliyorsunuz, arkada reklam üzerinden bir gelir paylaşımı kurgulanıyor ama nihai dinleyici bundan haberdar olmuyor haliyle...

Durum böyle olunca da yasal yollardan şarkı indirme oranları düşüyor. Korsanı hesaba katmıyorum bile...

Siz de yorumla bu konudaki düşüncelerinizi belirtirseniz ne güzel olur :)

İşte YouTube'un Öne Sürdüğü Maddeler


Birkaç yazıdır dile getirdiğim gibi YouTube yeni müzik dinleme platformu oluşturma aşamasında. Bu nedenle Sony, Warner gibi dünya devleriyle uzlaşma görüşmelerindeydi ve müzakerelerden başarıyla da ayrıldı. Sırada sadece dünya müzik piyasasında söz sahibi olan irili ufaklı binlerce bağımsız müzik plak şirketleri kaldı. Onlar adına görüşmeleri yürüten Global Bağımsız Müzik Ağı (WIN) ise bu kadar kolay pes edecek gibi görünmüyor. Avrupa kolu IMPALA da konuyu çoktan AB gündemine taşıdı bile.

Aşağıdaki linkte YouTube'un dayattığı şartların sızdırıldığı bir site var, 32 sayfalık metni buradan inceleyebilirsiniz.




Sızdırılan metinden ilk olarak göze çarpan YouTube'un gelir paylaşımında mevcut platformlara göre daha düşük bir ödeme öngörmesi! Audio servislerinden %65 gelir paylaşımı taahhüt ediyor ve bunun da tam bir garantisi yok... (Spotify gibi benzerleri ise kapıyı %70'lerden açıyorlar, bilginize).

Yine uluslararası ilişkilerden tanıdığımız "most favorite nation" yaklaşımı burada da devreye giriyormuş. Yani eğer büyük plak şirketlerinden birisi YouTube ile belirlediği fiyatı düşürdüğünde -ki bu bağımsızlara yapılan ödemelerden de düşük ise- YouTube sözleşme gereği bağımsızların gelir paylaşım yüzdesini de düşürebilecekmiş. Anlaşılan "büyükler" yine pastayı paylaşıyor!

Dahası, Spotify ve Rdio gibi platformlar her dinlemeyi bir gelir olarak görüp plak şirketi ve hak sahiplerine buna göre ödeme yaparken, YouTube ise yalnızca reklam gösterilen videoları hesaba katmaktaydı, bu şekilde yeni müzik dinleme platformunda da benzeri problemler görülecek gibi, yani royalty ödemeler konusunda YouTube'un eli çok daha sıkı olacak gibi...


Şu makaleye de göz atabilirsiniz;



14 Haziran 2014 Cumartesi

Bir Gece Ansızın Kapatabilirim! - MÜYAP





Belki uzun zamandır konuşuluyordu fakat MÜYAP bir günde, aniden, üyelerini uyarmadan YouTube kanalını kapatıverdi!


Evet, büyük üyelerinin gidişattan haberi vardı çünkü çoğu zaten yönetimdeler fakat küçük plak şirketleri için durum tam bir şok oldu...


YouTube, ana akım plak şirketleri dışında kalan, kendi PR çalışmalarını zorlukla yürütebilen çoğunlukla bağımsız yapımcılar için önemli bir tanıtım kanalı. Zaten çoğunun kendi YouTube kanalları mevcut fakat abone sayıları azlığı gibi nedenlerden ötürü videolarını istedikleri oranda izlenmelere yükseltemiyorlardı. MÜYAP ise üyeleri tarafından yayına konan videoklipleri kendi kanalında göstererek hem bundan streaming ve adv. gelirleri elde ediyordu, hem de videolar tek elde toplanarak daha geniş kitlelere ulaşabiliyordu.


"Müzik yapımcıları, repertuvarlarındaki eserleri Youtube’da kanalı bulunan, üyesi oldukları MÜ-YAP’a gönderiyor. MÜYAP da bu eserleri Youtube’daki kanal üzerinden müzikseverlerin hizmetine sunuyor. Sitenin reklam gelirlerini MÜ-YAP, tıklanma sayılarına göre yapımcılara dağıtıyor." www.nediyor.com


İşte böylesi bir tabloda MÜYAP birazdan bahsedeceğim eleştiriler nedeniyle, bir gecede tüm kanalını sildi ve içeriklerin hepsi büyük ihtimalle çöpe gitti. Ufak yapım şirketleri de yapacaklarını şaşırdılar, ellerinde bulunup bulunmadığı belirsiz, yıllar önce yayınladıkları videoklipleri tek tek kendi YouTube kanallarına upload etme çabasına girdiler.


Netd gibi yeni büyük bütçeli platformlar da hemen MÜYAP'ın boşluğunu doldurarak kendi alanlarını genişletmeyi tercih ettiler.


MÜYAP'ın olayı geçtiğimiz dönemde patlak verdi, bir internet sitesinde çıkan haber neticesinde MÜYAP YouTube kanalında yer alan videolar için şişirme izlenme oranları uygulandığı, bunun fark edilerek gerçek rakamlara indirildiği vurgulanmaktaydı. İlk haberin ardından "MÜYAP YouTube Skandalı" başlıklı yüzlerce haber bunu takip etti. Gerçekten de geçen Temmuz ayında MÜYAP kanalındaki oranlarda ciddi bir düşüş gözlenmekteydi.


"Youtube'un şarkı görüntüleme trafiğini düzenli olarak aylık yayınlayan tubefilter.com adlı site, ‘Top 100'de 2'ncilikle 20'ncilik arasında gidip gelen MÜYAP'ın Temmuz 2013'te ilk 100'e bile giremediğini bildirdi. Çünkü Youtube, yaptığı denetim sonunda MÜYAP'ın 261 milyon videosunu gerçek indirme ya da görüntüleme olmadığı gerekçesiyle sildi."  http://www.haber7.com/


Linkte ise bu duruma MÜYAP'ın verdiği cevabı bulabilirsiniz. (http://www.mu-yap.org/news.asp?NID=318)



MSG de telif hakları problemi nedeniyle Yaklaşık 5 milyon izlenme sayısına sahip kanalıyla ilgili benzer bir süreç yaşamıştı. Sonrasında YouTube ile MSG arasında görüşmeler yapılmış hattabir ara MSG, korsan yayın yaptığı gerekçesiyle YouTube’daki 145 bin Türkçe şarkıyı kaldırma kararı bile almıştı.

Bu gelişmenin ardından YouTube MSG ile masaya oturarak telif hakkı ödemeyi kabul etmiş, Fransa’nın Cannes şehrinde yapılan anlaşma sonucunda sosyal ağ, MÜYAP ve MSG’ye reklam gelirleri üzerinden pay vermeyi taahhüt etmişti. - sosyalmedya.co


Tartışmalar, dedikodular devam ederek günümüze gelindi ve MÜYAP oldukça acele bir tavırla YouTube kanalını toptan kapatmaya karar verdi. Sonuç kimsenin çıkarına olmadı bence...




MESAM, MSG, MÜ-YAP ve MÜYORBİR'den Ortak Lisanslama Havadisi!






MESAM, MSG, MÜ-YAP ve MÜYORBİR müzik meslek birlikleri, 27-28 Mayıs 2014 tarihinde Sapanca’da bir araya gelerek Ortak Lisanslama Protokolü imzalanması konusunda mutabakata varmışlar, haydi hayırlısı!

Benim bildiğim kadarıyla yurdumuzun nev-i şahsına münhasır niteliklerinden biridir bu müzik meslek birlikleri meselesi... Yani müzik eseri üreticileri ve yapımlcıları için oluşturulmuş bu kadar girift bir başka mekanizma var mıdır, oldukça şüpheliyim. 

Kim ne iş yapar, kimin uluslararası geçerliliği var, neden her dönem meslek birlikleri başkanlık seçimlerinde yer yerinden oynar anlamak imkansız! Esasında imkansız değil oldukça basit, "money talks!" :)

Bürokrasiyi çok seven memleketimizde bir müzik eserinin hak sahiplerini koruyup kollayan meslek birlikleri, adeta korumamak ve müzik eserini lisanslatmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ortak database'in kurulamamış olması, MESAM ve MSG gibi iki örgütlenmenin neden aynı işi yapmayı sürdürdüğü gibi pek çok soru işareti var.

Geçenlerde karşılaştım, adam şirket sahibi, kişisel olarak MESAM üyesi ama edisyon şirketini de MSG üyesi tutuyor.. Benim cahilliğim arkadaşlar, varsa bir bilen paylaşsın.

İnternet siteleri ki hak getire, işin içinde olanların bile anlamaması için hazırlanmışlar :)

Ortak lisanslama mevzuna gelince, bence olması gereken bir hamle ama bu hantal bürokratik yapılar ve içindeki yoğun çıkar çatışmaları aynen devam ettiği sürece iş nereye gider, belirsiz...

5 Haziran 2014 Perşembe

Spotify: Kötünün İyisi Mi Demek Lazım?..





Geçtiğimiz günlerde CMU (Complete Music Update) Digest müzik endüstrisi raporunda ilginç bir ayrıntı dikkatimi çekti. CMU internet sitesinde yayımlanan haberde sanatçılarla yapılan ankete dair bazı sonuçlara değiniliyor. Burada sanatçıların geniş bir yelpazeden seçilmesi ve hakkaniyetli bir sonuca ulaşılabilmesi için FAC'in (Featured Artists Coalition) yardımına başvurmuşlar. Neticede anaakım dev plak şirketlerinin önemli sanatçılarından, kendi yapımlarını gerçekleştirenlere, bağımsız sanatçılara kadar olabildiğince farklı kesimlerden bir grup derlenebilmiş.

Burada haklı bir tespitle başlıyorlar yazıya; müzik endüstrisi için çok fazla araştırma yapılıyor fakat müziği üretenler olmadan hiç bir şey için çaba harcamaya gerek kalmayacaktır! 

Bundan sonrası çarpıcı gerçeklere geçilmesi... Sanatçılara sorulan sorulardan yalnızca %50'sinin online müzik dinleme (music streaming) üzerinden kendisine ne kadar ödeme yapıldığının farkında olduğunu ortaya koyuyor. Pardon pardon yanlış yazdım, bu oran sadece Spotify için geçerli! Deezer, Rdio, YouTube, Vevo gibi diğer platformlar için oran daha da düşüyor. Anlaşılan bu streaming platformlarından başlayarak dağıtımcılara, oradan da plak şirketlerine uzanan ciddi bir bilgi saklama (veya bilgiye ulaşamama) durumu yaşanmakta.

Diğer yandan, bağlı oldukları plak şirketlerinin online dinleme başına bu platformlardan ne kadar gelir elde ettiğini bilen sanatçıların oranı maalesef %33'lere düşüyor!

Makalenin devamına buradan göz atabilirsiniz 

Benim dikkatimi çeken Spotify'in görece yüksek bilgi paylaşım çabası. Demek kötünün iyisi olarak sınıflandırabileceğimiz bir platform, Spotify. 

Aşağıdaki linkte Spotify'in çalışma biçimi ve sanatçıların bilgiye erişebilmesine yönelik oluşturdukları blog yapılanmasına dair bilgiler mevcut. Diğer platformlarda bu boyutta bir çalışma olduğunu sanmıyorum, varsa da beni bilgilendirin arkadaşlar! :)

http://www.spotifyartists.com/spotify-explained/

Şimdilik burada noktayı koyuyorum, ne kadar uzun yazı o kadar az okuyucu olarak dönüyor günümüzde! :)

4 Haziran 2014 Çarşamba

Savaş Kızışıyor: YouTube vs. WIN/IMPALA




Öncelikle konunun özü için geçen hafta yazdıklarıma bir göz atabilirsiniz.


Kısaca, YouTube büyük ölçüde pay sahibi olduğu dünya müzik piyasasına ciddi bir giriş yapmayı ve Spotify gibi diğer dijital platformları alaşağı etmeyi hedefliyor. Sadece bir video paylaşım devi gibi gözükmesine rağmen istatistiklere bakıldığında YouTube, esasında dünya müzik piyasasında da öncü konumda. 

Eh adamlar da haklı olarak, “neden video ile kendimizi sınırlandıralım ki?” diye sormuşlardır kendilerine. Ardından bu hamle geldi, geçen senenin sonundan itibaren YouTube music streaming olayına el atacağını duyurdu. Ayrıntıları saklı olsa da, Spotify gibi mevcut örnekler göz önüne alındığında, YouTube’un ne gibi bir platform oluşturacağı üç aşağı beş yukarı belli!

Geçen haftaki serzenişlerinden istediklerini kopartamayan Bağımsız Müzik camiası IMPALA (Avrupa Bağımsız Müzik Şirketleri Örgütü) vasıtasıyla konuyu Avrupa Birliği seviyesine taşımaya karar vermiş. Yine geçtiğimiz hafta Google’un kişisel verileri saklamasıyla ilgili olarak verdiği aleyhte kararı AB’yi şimdilik Google’un can düşmanı yapmakta. 

Gerçekten de ortalıkta bu internet devine karşı durabilen pek fazla kurum yok gibi. Bağımsız Müzik camiası bu Google kararının ardından YouTube üzerine yürüyecek bir AB arayışı içindeler. Bunu, ikinci bir adım olarak görüyorlar.

Bakalım, yeni seçimlerle allak bullak olan Birlik tarafında Avrokratlar AB Komisyonu Üyelikleri yarışı içine girmişken bu olaya ne boyutta yoğunlaşacaklar, göreceğiz…

İngilizce yazılar için bkz.



european commission, IMPALA, independent music, indie artists, indie music, music, music streaming dispute, musicians, WIN, YouTube, youtube music,

29 Mayıs 2014 Perşembe

YouTube Müzik İşine Giriyor!


YouTube’un tavizsiz tutumu nedeniyle, dünyadaki bağımsız müzik şirketlerini bir araya getiren Global Bağımsız Müzik Ağı (WIN) kamuoyuna isyan edercesine seslenmek zorunda kaldı. Kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde şimdiye kadar Sony, Warner ve Universal gibi ana akım plak şirketleri YouTube’un dayattığı yeni müzik stratejisine oluru vermişlerdi. Geriye neredeyse tek kalan WIN ise görüşmelerde istediğini alamadığı için “gereksiz ve kabul edilemez önerilerle” dolu bu dayatmayı kamuoyuyla paylaşma gereği duydu.

Peki YouTube’un şimdiye kadar yürüttüğü albüm kapağı (static image) altında şarkıları dinletme yöntemi yani kabaca her şeyi bir videoymuş gibi gösterme yönteminde ne gibi bir değişim oluyor?



YouTube, dünyadaki video paylaşım siteleri arasındaki liderliğini sürdürmeye devam etmekten geri adım atmış değil, hala video platformu en büyük silahı. Fakat artık bunun dışındaki bir mecraya da adım atmaya karar verdi!

Yapılan istatistiklerde YouTube’un aynı zamanda en büyük müzik dinleme (streaming) sitesi de olduğunu ortaya koyuyor. Yukarıda değinildiği gibi eskiden beri tüm audio dosyalarını yani şarkıları bir resim veya video klip ile birlikte eklemek zorunda olduğumuz YouTube, önümüzdeki günlerde iTunes veya Spotify gibi streaming üzerine kurulu dijital ses platformlarını alaşağı etmek için hamlesini yapıyor.

Geçen yılın Kasım ayında akıllı telefonlar için geliştirdiği aplikasyonunda güncellemeye giden YouTube’un, bilgisayar çakallarının gözünden kaçmayan bir şeylere kalkıştığı anlaşıldı. Uygulamada bazı özellikler Deezer, Spotify, iTunes gibi dijital platformları çağrıştırıyordu. Bu sır bir süre büyük dedikoduları beraberinde getirdi ve bu yılın başından itibaren gizli görüşmeler medyaya yansımaya başladı.


Neyse bizim konumuzdaki başrol oyuncusu WIN, YouTube’un kendilerine insanı koşullar öne sürmediğini dile getiriyor. Bununla yetinmeyip eğer önlerine konan sözleşmeyi kabul etmedikleri takdirde tüm WIN üyesi bağımsız plak şirketlerinin kataloglarının YouTube tarafından bloke edilebileceği tehdidini de yapmış YouTube. Üstelik görüşmelerde bu hükmün müzakere edilemez olduğunu da vurgulamaktaymış yani “ya imzalayın sözleşmeyi ya da biz gereğini yaparız” durumu. WIN’e göre tıklama, izleme başına ödeme ve diğer türlü reklam gelirlerindeki komisyon oranlarının da Spotify gibi dijital mecralara göre fiyat kırmaya yönelikmiş. Yani YouTube, çok daha az ödemelerle Pazar lideri olmayı kafa strateji olarak belirlemiş gibi duruyor!

Tabii biz bu lafları kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri bilemeden, basına yansıdığı ölçülerde yazıya dökebiliyoruz. Ama şurası da gerçek ki 3 dev şirketin (Sony, Warner ve Universal) bu yeni üyelikli müzik platformu projesine lisans vermesi, YouTube’un elini oldukça güçlendirmiş.

WIN Başkanı (aynı zamanda İngiltere Bağımsız Müzik Örgütlenmesi Bşk.) Alison Wenham’a göre üyelerinin çoğu zaten küçük işletmeler ve gelirlerinin önemli bir bölümünü müzik streaming üzerinden kazanmaktalar. “Bu sayede yeni yeteneklere yatırım yapabiliyorlar. Şimdi karşılarına bu alandaki dünyanın en büyük şirketi çıkmış ve şu şartları kabul edeceksiniz yoksa streaming marketindeki yerinizden olursunuz” diyor Wenham.

Şimdi YouTube’dan stratejisini tekrar acilen gözden geçirmesini ve MTV’nin on yıl önce bağımsız müzisyenleri küçük gören yaklaşımını tekrarlamamasını talep ediyorlar. Sözleşme şartlarında iyileşmeye gidilmesinin tüm taraflar için olumlu olacağını yani bu durumda “win win” durumunun yaşanabileceğini dile getiriyorlar.

Bakalım karşı taraftan gelen cevap nasıl olacak, takipteyiz! :)


Tabii bunun yine büyükler arası bir mücadele olduğunu, müzik endüstrisinin koloni yaratma çabasının bir başka tezahürü olduğunu düşünenler de bir hayli fazla. Özellikle ürettiğinin karşılığını alamayan ve sömürülen müzisyenler başta olmak üzere!
 
Blogger Templates