Pages

Subscribe:

Ads 468x60px

Labels

23 Aralık 2014 Salı

İçinde Gece Geçen Şarkıyı Buldum!

Çağrı Çetinsel - Öyküden Önce

İşte size bir şarkısını dinleme fırsatı, bu albüme muhakkak göz atın bence!



Sözler ve müzikler: ÇAĞRI ÇETİNSEL 
Düzenleme: ÇAĞRI ÇETİNSEL-VEDAT SAKMAN 
Kayıt: STÜDYO 440 
Mix-mastering: VEDAT SAKMAN 
Kapak resmi: HAZAL HEPÖZDEN 
Yapımcı: AYHAN ORHUNTAŞ (Ütopya Müzik Yapım)

18 Aralık 2014 Perşembe

Taylor Swift Dijital Müzik Piyasasını Karıştırınca: Taylor Swift vs Spotify!



Taylor Swift geçen ay, eserlerinin layıkıyla değerlendirilmediğini düşündüğü için Spotify platformundan tüm katalogunu çektiğini açıklamıştı. Swift’e göre, sanat eserlerine bizzat onu üretenlerin yani sanatçıların değer biçebilmeleri gerekmekte ve günümüzdeki online streaming (çevrimiçi müzik dinleme) platformları nedeniyle bu husus rafa kaldırılıyor. Yani eser sahiplerine hak edilen oranlarda ekonomik geri dönüş sağlanmıyor (royalty ödemelerinden bahsedilmekte).

Evet güzel ama bununla birlikte zaten müzik piyasasının hiçbir zaman bu şekilde bir yapılanmaya sahip olmadığı akıllardadır umarım. Küresel kapitalist dünyada dev şirketler güdümünde belirlenmek zorunda bırakılan piyasalar sanıyor musunuz ki streaming platformları var olmadan önce sanatçılara adil ödemeler yapıyorlardı?!

Bu açıdan konuya yaklaşınca işi toptan iptale götürmek ve sistemsel kırılma yaratmak tek çare gibi duruyor…

Ama mevcut tartışmalara sistem içinden bakışla yaklaşırsak, Spotify günümüzün hızlı değişen müzik endüstrisinde rakibi olan diğer streaming platformlarına göre daha adil davranabiliyor. En azından sanatçıların çoğu böyle düşünmekte. Taylor Swift’in gündeme oturan hamlesiyle elde etmeye çalıştığı ise, Spotify’in yoğun kitlelere ulaşmasını sağlayan “freemium” üyelik yapısıyla dinleyicilerin tüm kataloglara ücretsiz olarak erişim sağlayabilmesinde değişiklik. Swift, kendi katalogunun bu sınıftan çıkarılarak “Spotify Premium” yani aylık ücretli abonelikle dinlenebilen tarafa alınmasını talep ediyor.

Spotify kurucusu/CEO Daniel Ek ise ısrarla mevcut yapılarını değiştirmeyeceklerini, freemium ve Premium için farklı sınıflandırmaların mümkün olmadığını, her ikisinde de tüm katalogların açık olduğunu dile getiriyor.

Daniel Ek, öncelikle global müzik endüstrisinin içinde bulunduğu durumu değerlendiriyor ve 2014 yılında 30 yeni ülkede faaliyete başlayan Spotfy’in misyonunun geleceğin müzik dinleme anlayışı olduğunu vurguluyor. Yani artık kasetten albüm CD’sine, oradan single çalışmalara, internet bazlı satışlara doğru evirilen müzik dinleme olgusu, yerini online streaming ile ücretsiz dinlemelere doğru bırakıyor.

Ek, aslında dinleyicilerin freemium üyelikle istediği müzikleri ücretsiz dinlerken arka planda müzik endüstrisine katkının devam ettiğinin altını çiziyor. Burada iki nokta var; ilk olarak reklam gelirleri vasıtasıyla dinleme başına belirlenen oranlarda yine sanatçılara geri ödemeler yapılmakta. İkinci olarak da freemium üyeliğin yaptıkları araştırmalarla Premium (ücretli) üyeliğe dönüşme oranının da giderek arttığını vurguluyor Daniel Ek. Yani Spotify’a göre, dinlenen eserler hala bir ticari değere sahipler.

Tabii ki burada Premium üyelikte dinleme başına ödeme ile freemium arasında fark olduğunu belirtmekte fayda var, Premium her zaman sanatçılar için daha önemli bir gelir üretiyor. Taylor Swift de zaten bunu talep ediyor esasında. Fakat Ek bu konuda farklı düşünüyor. Ona göre, Spotify gibi bir araç olmasa da günümüzde insanlar bir şekilde aradığı müziği ücretsiz dinlemeyi başarıyorlar. Bilindiği gibi pek çok korsan kanaldan istenen müziğin bedava dinlenmesi mümkün! “Spotify hala sanatçılara geri ödemeler yapmaktayken bu itirazın sebebi ne?”, diye sormadan edemiyordur herhalde Daniel Ek…

Olay endüstrideki kırılmada yatıyor. Swift ve onun gibi düşünen pek çok müzik insanı albüm satışlarının azalmasının yarattığı travmaları yaşıyorlar ve bu konuda da oldukça haklılar. Swift, “Gittiğim her yerde müzik satışlarının her geçen gün daha da kötüleştiği konuşuluyor ama insanlar hiç bir şey yapmıyor, var olan araçlarla –Spotify vurgulanıyor burada- yollarına devam etmeyi sürdürüyorlar” şeklinde konuşuyor. “Halbuki sanatçılar için dijital satışlar ve iTunes gibi platformlardaki download getirileri Spotify’a göre çok daha yüksek.”

Hemen birkaç istatistik de verelim. Öncelikle Spotify, gelirlerinin %70’ini plak şirketlerine tahsis ettiğini ve bu konuda oldukça şeffaf davrandıklarını ifade ediyor. Swift’in plak şirketi Big Machine, “ülke içi streaming” olarak geçen yıl 500bin$ Spotify’dan kazanıldığını açıklamış. Spotify ise “global streaming” gelirleriyle bu oranın Taylor Swift için 2milyon$ olduğunu vurguluyor. Bana pek de az gelmedi bu rakamlar yahu?!


Ama işin içinde karmaşık kapitalist şirketler olunca sanatçı ödemeleri güme gidebiliyor. Çünkü bu örnekte Swift’in haklarını elinde tutan Universal, bu 2milyon Dolarcık ödemeyi alıyor ve Swift’in plak şirketi Big Machine de bundan bir miktar kesiyor. Neticede Swift’e tam olarak ne ödendiğini hesaplayabilmek imkansız… Anlaşılan bu paralar sanatçılara erişemiyor maalesef, işte olayın özü bu!

Bir de müziğin kayıt altına alınamadığı yılları düşünsenize…

Canlı performansların haricinde hiçbir şekilde müzik dinleme imkânının olmadığı yılları…

Seçkin zümrelerce dinlenebilen müzik ile halk müzikleri arasındaki farkları, canlı söyleyemeyen/çalamayan sanatçının müzik dünyasında yerinin olmadığı o zamanları…

O halde tartışmaya devam! :)


Meraklısı için Taylor Swift’in bu konudaki bir röportajı:

Bu da Spotify’ın karşı savunması diyelim:


15 Aralık 2014 Pazartesi

Dinlenesi bir single! Cansel - Hayat Böyle

Hani "yeni bir ses, yeni bir soluk" klişesi vardır ya, işte buna yakalanmamak lazım... O zaman Ütopya Müzik sayfasından alarak, "demlenmiş bir yorum"u kullanıyorum!

Dinlenmesi, ya da en azından bu hızlı tüketim dünyasında vakit ayrılması gereken şarkılardan biri bence.

Buyursunlar efendim;


Ayrıca şarkıyı i-Tunes üzerinden dinlemek ve satın almak isteyenler olursa;

Yapay Zeka – İnsana Karşı: Mastering Konuları


Şarkınızın otomatik olarak mastering sürecinden geçmesini ister miydiniz?

Hem de Cubase türü yazılımların sahip olduğu multiband compressors ve loudness maximizers gibilerinden oluşan klasik mastering paketleri değil, şarkınızı hissederek ona uygun bir kombinasyon üreten bir formüle sahip yeni bir yöntemi dener misiniz?

MixGenius bu gayeyle yola çıkmış ve ilk online mastering stüdyosunu kurmuş… Buyurun göz atın, deneyin, burada da sonuçlarını paylaşın!

İşte link; https://www.landr.com/en

MixGenius firmasının geçtiğimiz yıl faaliyete geçirdiği LANDR, bulut bazlı bir mastering algoritması sunuyor. Şarkınızı internet üzerinden sistemlerine yüklüyorsunuz ve yazılım sizin için şarkınızı “master”lıyor. Evet, hem de firmanın iddiasına göre klasik bir kompres/limiter sürecinden ibaret olarak işlemeyen, şarkının ruhuna uygun olarak mastering yorumu yapabilen bir “akıl küpü” bu LANDR…

Queen Mary Üniversitesi’nden Stuart Mansbridge ve MixGenius CEO’su Pascal Pilon, yıllar süren araştırmaları neticesinde bu işe girişmeyi uygun bulmuş ve DiY (Do it Yourself) müzisyenlerinin ilk aşamada uzak durdukları maliyet olarak algılanan mastering olayına optimal bir çözüm geliştirmişler.

Bildiğiniz gibi amatör müzisyenlerin neredeyse %95’i şarkıları için “mastering”i es geçmeyi tercih ediyorlar çünkü böylesi bir maliyet bile onlar için fazlalık olarak görülmekte. Halbuki günümüz müzik endüstrisinde cilalanmış ve yüksek kaliteli olarak tüketimimize sunulan müzik ürünlerinin hepsinin nihai halleri ancak ve ancak sağlam mastering süreçlerinden geçmeleri ile oluşabilmekte.

Montreal – Kanada’da düzenlenen Dijital Müzik Konferansı’nda konuşan şirket yetkilisi Justin Evans, şunları vurguluyor; “stereo çıkışlı şarkınızı internet üzerinden sitemize yüklediğinizde bulut ‘database’imiz sayesinde şarkınızı tür, tarz, müzik frekansları ve benzeri filtrelerden geçirerek en uygun mastering yöntemini belirliyoruz. Yani bunu bir mastering mühendisinin yapabileceği şekilde fakat otomatik olarak gerçekleştiriyoruz”.


Burada altını çizdikleri bir nokta var; ses mühendisliği yapan ve sizin şarkınızı “master”laması muhtemel olan bir insanın müzik bilgi birikiminden çok daha zengin bir analiz kabiliyetine sahip olunduğu! Yani makinenin insanın yorum gücünü alt edeceği vurgusu artık “mastering”e de işledi…

Olayın felsefi tartışma boyutu burada yatıyor, acaba “mastering”le uğraşan ses mühendisleri yok mu olacak?

 Benim şahsi düşüncem ikisinin farklı kesimlere hitap ederek devam edecekleri. Sanatsal faaliyet yürütüldüğü müddetçe insan unsurunun yok olması bence zor fakat yapay zekânın bu alandaki mevcudiyeti de giderek artacaktır. Ben havadisleri sizinle paylaşma niyetindeyim. İlgilenen varsa yorumlarınızı burada paylaşarak konuyu derinleştirebilirsiniz.


Gelelim işin fiyatlandırma aşamasına… MixGenius, hem sisteminin nasıl çalıştığını daha iyi vurgulamak, hem database’ini geliştirmek, hem de müşteri çekmek için şarkıların “master”lanmış Mp3 hallerini ücretsiz olarak kullanıcılarına sunuyor. Bu format aslında pek çok online platform için yeterli olabilmekte, amatör düzeydeki kullanıcılar için önemli bir fırsat. Bunun dışında aylık 9$, 19$ ve 29$ şeklinde değişen iki abonelik biçiminde şarkıların sıkıştırılmamış formattaki “master”lanmış hallerini sizlere veriyor LANDR.


NOT: Bu arada şarkınızı yüklemeden önce LANDR FAQ kısmını bir incelemenizde fayda var. Daha iyi sonuç almak için bazı kriterleri sağladıktan sonra şarkınızı yüklemeniz tavsiye ediliyor.

8 Aralık 2014 Pazartesi

“Anne”li Tanıtım Ters Tepti


Önümüzdeki yıl İngiltere’de yapılacak olan Parklife Manchester Fest için uygulanan bir pazarlama yöntemi, organizatörlerin hiç beklemedikleri bir sonuca yol açmış.

6-7 Haziran 2015’te gerçekleşecek bu kapsamlı festival için tanıtım faaliyetleri bir yıl evvelden başlatılmış ve bu bağlamda geçtiğimiz Mayıs ayında toplu sms yöntemine de başvurulmuş. Yani daha önceden numaralarını veren (veya başka yöntemlerle numaraları database’lere işlenmiş) pek çok aboneye kısa mesaj gönderilerek Parklife Fest tanıtımı yapılmış. Buraya kadar ısrarcı, tacizkar kapitalist yöntemler dışında “çok büyük” bir problem gözükmüyor gibi…


Bununla birlikte düzenleyici firma olan Parklife Manchester Ltd şirketi, kendi firma ismiyle değil de “Mum” (Anne) etiketiyle bu mesajları gönderince film kopuyor.

Mesajın içeriği şu şekilde;

“Some of the Parklife after parties have already sold out. If your going, make sure your home for breakfast! Xxx www.afterlifemcr.com” (Bir annenin ağzından çıkmış gibi gösterilmek için İngilizce kelime oyunları da içeren bu metin, “Bazı Parklife after parti biletleri tükendi bile. Gidiyorsan kahvaltıda evde olacaksın!” türünden bir anlama geliyor)

İlk başta eğlenceli, parti kafası gençliği için hoş gözükebilecek bir mesaj gibi duruyor. Zaten şirket de kendi savunmasında bunu öne çıkarmış, Festivalciler için değişik bir tanıtım yöntemi olacağını düşündüklerini söylüyorlar.


Fakat İngiltere’nin Bilgi Teknolojileri Kurumu olan ICO’ya gelen 76 şikayette benzeri bir ortak nokta gözükmekte, bu mesajı alanların ya da ailelerinden çok yakın birilerinin annesinin daha önceden ölmüş olması!

Telefon ekranında “annelerinden” gelen bir mesajı gören insanlar bir anda şoka uğradıklarını ifade ediyorlar Kuruma ilettikleri dilekçelerinde.

Aslında bardağı taşıran damla şu oluyor, sosyal medya aracılığıyla bu sitemlerini organizatörlere ileten bu kişiler festival resmi twitter hesabından ciddiye alınmadıklarına dair bir cevap daha görüyorlar. Bunun üzerine devreye diğer “resmi kurumlar” girince şirket yetkililerine bazı şeyler dank ediyor herhalde ki, ancak bu aşamadan sonra özür dilediklerine dair mesajlar paylaşıyorlar sosyal medya hesaplarından.

Ama iş işten geçmiş anlaşılan, çünkü ICO, 70 bin toplu sms gönderdiğini tespit ettiği şirket için herhalde 70bin Sterlin ceza kestiğini kamuoyuna duyurdu 5 Aralık’ta.

Kıssadan Hisse;

Eeyyy Organizatörler! Düşününün taşının öyle kampanya üretin. Sonra demedi demeyin!

Haberle ilgili kaynaklar için buyurun efendim:



5 Aralık 2014 Cuma

“Youtube Music Key” Dönemi Başladı




Daha önceki yazılarda bahsettiğim, müzik dünyasında yoğun tartışmalara yol açan Youtube’un müzik servisi hayata geçirildi.

Geçtiğimiz aylarda düşük “royalty” ödemeleri ve Youtube’un taviz vermez katı tutumu gibi nedenlerle başta bağımsız müzik örgütlenmeleri olmak üzere, müzik endüstrisinde yer alan pek çok diğer kuruluş tarafından eleştirilen bu yeni streaming servisi, 7 ülkede deneme yayınına başladı. (Bu konudaki tartışmalara dair şu yazıma göz atmak isterseniz, buyurun işte link: http://citizenofmusic.blogspot.com.tr/2014/05/youtube-muzik-isine-giriyor.html )

Esasında “Google tarafından satın alınan Youtube üzerinden yeni bir müzik platformuna ihtiyaç var mıydı?” sorusuyla giriş yapılabilir konuya. Çünkü hâlihazırda Google Play Music (All Access) üyeliğiyle müzik dinleyebiliyorsunuz. Youtube eski işlevinde kalsaydı, yani videolarla bizi oyalamaya devam etseydi olmaz mıydı?

Bu konuda daha önce Youtube yetkililerinin yaptıkları açıklamalara bakıldığında işin püf noktasına erişilebiliyor. Onlara göre dünya üzerinde müzik dinleme oranlarının %70’e yakını Youtube üzerinden gerçekleştirilmekteymiş. Bu durumda gözleri parlayan yetkililer neden bu mecraya da atlamasınlar ki ama değil mi?

Ayrıca Google Play Music platformunun Spotify vb diğer muadilleriyle küresel rekabette geri planda kaldığı herkes tarafından aşikâr. Bu durumda Google, müzik endüstrisinde de kendisini göstermek adına Youtube tekeline sarılmaya karar verdi. Yukarıda değinildiği gibi, var olan diğer müzik dinleme platformlarının aksine çok daha düşük geri ödeme oranları belirleyen ve bunları aleni olarak müzik yapım şirketleri ve onların uluslararası distribütörlerine dayatan Youtube bakalım bu alanda “başarılı” olacak mı?..


Daha ülkemizde uygulamaya geçmeyen Youtube Music Key, şimdilik sadece 7 ülkede (ABD, İngiltere, İtalya, İspanya, Portekiz, Finlandiya ve İrlanda) ve davetiyeyle üyelik kabul eden bir deneme sürecinde. Bu dönemi güncellemeler ve yamalarla tamamladıktan sonra dünya çapında hayata geçirilecektir. Google Play Music & Youtube Music Key ikilemini, birine tam üye olanın diğerine de erişim hakkına sahip olması şeklinde bir çözüme kavuşturmuşlar ki benim düşüncem zaman içinde ikisinden birisinin ortadan kaldırılacağı.

İlk dikkat çeken nokta, Youtube’un mobil aplikasyonlarındaki video izlemeden sadece müzik dinleyebilme imkânının getirilmiş olması. Yani artık siz beğendiğiniz grubun official müzik videosunu açtığınızda dilerseniz klibi izleyebilir, dilerseniz ise arkaplanda –klip hiç gösterilmeden- sadece şarkıyı dinleyebilirsiniz.

Spotify Premium üyelikte olduğu gibi Youtube Music Key’de de çevrim dışı (offline) olarak telefonunuza indirdiğiniz müzik listelerini dinleyebiliyorsunuz.

Bu arada yenilik olarak takdim edilen “ad-free” yani reklamsız müzik dinleme uygulaması ise belirsizlikler içeriyor. Mevcut ifadelerde “ad-free” ikonunu gördüğünüz her durumda reklamsız müziğin keyfini çıkarabileceğimiz belirtiliyor fakat bunun hangi durumlar için geçerli olduğu zaman içinde netlik kazanacak gibi. Yani diğer bir yorumla, Youtube’un içerik sağlayıcılarla yapacağı anlaşmalarla şekillenecek!

Şimdilik ilan edilen fiyat 9.99$, ama tanıtım mahiyetinde $7.99 aylık abonelik mümkün. Bu gidişatla müzik dinleyicilerinin Spotify veya Rdio gibi rakipleri yerine neden kendilerini seçeceklerini net olarak söylemek imkânsız. Resmi müzik videolarını da izleyebilme ve belirsiz bir ad-free opsiyonu dışında büyük farklar yaratan yönleri ben göremedim, bakalım burada uygulamaya başlanınca nasıl bir tepki görecek?..

Youtube Music Key Beta tanıtımı için isterseniz resmi sitesine bir bakın: https://www.youtube.com/musickey


26 Kasım 2014 Çarşamba

Beyonce Tetikledi; Dünya Çapında Ortak Albüm Çıkış Günü Belirlenmeli!



Beyonce’un etkileyici çıkışının ardından ana akım plak şirketleri bir anda “acaba biz de ortak bir albüm çıkarma günü mü belirlesek?” diye kara kara düşünmeye başladılar.

Beyonce, beşinci solo albümü “Beyoncé” için hem dijital platformlarda hem de müzik marketlerde aynı günde satılmasına yönelik iyi bir organizasyon yapınca tüm dünya çapında albümünün satış rakamları bir anda tavan yapmıştı. Şarkıcı “hayranlarımla aramda doğrudan ilişki kurmamızı engelleyen bağlardan sıkıldım” şiarı üzerine inşa ettiği bu stratejik hamlesinde tüm dünyada (i-Tunes dahil) 13 Aralık Cuma sabahı albümünün piyasalarda olduğunu ilan etti.

Bu ani çıkışla dijital piyasalara girdiği anda korsanı türeyen şarkıların daha piyasaya bile çıkamadan sönmesinin bir anlamda önüne geçebilmişti Beyonce, en azından süreyi uzatabilmişti diyelim…




Albüm çıkış tarihleri üzerine endüstri içindeki durumu küçük bir örnekle durumu anlatmaya çalışalım. Örneğin İngiltere’de genel olarak albümlerin piyasaya çıkışları Pazartesi gününe getirilmekte, ABD’de ise Salı günü seçilmiş. Aynı şekilde Avusturalya gibi “uzak” bir ülkede ise satışlar için Cuma günü belirlenmekte. Böylece haftanın her günü dünya çapında müzik piyasası canlı üretimini sürdürüyor, oh ne güzel değil mi?!

Tabii ki değil!

Cuma günü Avusturalya’da satışa sunulan albümün ertesi hafta başını beklemeden internet üzerinden korsan sektörünün başköşesindeki yerini aldığını tahmin edersiniz. Yani haliyle daha İngiltere gibi bir ülkede satışa konulamadan “serbest dolaşımda” uçmakta bu albüm. Kesin satın alacağı hesaplanan tüketici kitle için bir problem yok tabii ki, bununla birlikte albüm satış rakamlarını, hatta dijital satışları, streaming oranlarını bile bir hayli aşağı çekiyordu bu çıkış tarihleri farklılıkları.

Buradan yola çıkan plak şirketleri Haziran 2015’ten itibaren dünya çapında “Global Album Release Day” (Global Street Date) olarak Cuma gününün belirlenmesi için kolları sıvadı. Tüm dünyada albüm aynı gün piyasada olacak ve korsana düşene kadar en azından satış rakamlarını artırabilecekler.

Bu işin sorunlu yanı sadece korsan endüstrisi ile ilgili de değil.  Bir albümün Cuma günü dijital platformlarda da satışa sunulduğunu düşünürsek, yine aynı şekilde Pazartesi günü İngiltere için “yasal bir sorun” oluşturmaya devam ediyor. İnsanlar albüm satın almak yerine yasal yoldan “online streaming“e başvurabiliyorlar ya da albümü dijital olarak download edebiliyor/satın alabiliyorlar. Tabii ki bu yine de işin istenebilecek taraflarından. Nihayetinde albüm satışları azalsa da, müzik endüstrisine yasal yoldan para kazandırmış oluyorsunuz, bu günümüzün “teknoloji/müzik ikilemi“sorunu…




Ortak çıkış tarihi mevzusuna itiraz edenler de mevcut. Mesela bağımsız plak şirketleri kendileri için Cuma gününün uygun olmadığını, geleneksel olarak hafta başında daha fazla albüm satıldığını belirtmekteler. Aynı şekilde küçük çaplı müzik dükkânları yani perakendeciler için tedarik sorunu gündeme geliyor. Global çapta düzenlenecek böylesi bir organizasyon için toptancılar ve büyük marketler avantajlı konuma geçerken, lojistik ve sektördeki iş yapma biçimleri nedeniyle yeni bir albümü aynı hızda raflarına sokamayacak olan küçük müzik dükkânları için böylesi bir düzenleme çok da yararlı değil.

Cuma gününün seçilmesi belki kısa vadede müzik endüstrisi için olumlu sonuçlar doğuracaktır fakat “albüm satışı”na yönelik genel bir değişim olduğu görüldükçe, sistemsel problemlerin bu işin temelini oluşturduğu anlaşılmalı ve buna yönelik kırılmalar yaratılmalı diye düşünüyorum.

Aynı Bakkal v. Hipermarket savaşlarına benziyor değil mi?.. Yani çözüm günü değiştirmekte değil!



21 Kasım 2014 Cuma

Billboard 200 indeksi ve Streaming Mevzuları




Billboard, Billboard 200 listesi için değerlendirme sistemine online dinlemeleri (streaming) de ekleyeceğini açıkladı. “Sadece geçen yıl online dinleme platformlarına üyelik sayılarındaki artışa bir baktığınızda bile bunların rüştünü ispatladıklarını görebilirsiniz, artık bize de hamle yapmak düşüyor", şeklinde konuştu Billboard’dan Bill Werde.

2012 yılına kadar geri götürülecek bu yeni değerlendirme usulünde, albüm satışları yine en büyük katsayıyı sağlayacak gibi. Billboard da yaptığı açıklamada yeni formülün büyük kırılmalara yol açmayacağını tahmin ettiklerini belirtiyor. En fazla bazı şarkıların birkaç basamak yükselip/düşmesi yaşanabilirmiş. Hemen belirtelim Maroon 5 bundan avantaj sağlayacaklar arasında!

Fakat ilerleyen süreçte internet bazlı dinleme platformlarının bu albüm satış değerlerini geçebileceği de belirtiliyor.

Billboard yaptığı açıklamada, her 1500 dinlemeyi 1 albüm satışıyla eşitlemeyi planladığını ifade etti. Zaten sistemde online bazlı single satışları daha evvel ilave edilmişti, her 10 single şarkı satışı 1 albüm satışına tekabül ediyordu.

Billboard’u bu metrik sistem değerlendirmesine iten nedenler Billboard Veri Değerlendirmeleri Başkan Yrd. Silvio Pietroluongo’ya göre oldukça mantıklı gözüküyor. Pietroluongo, albüm satışlarının günümüzde ilk tepki, ilk izlenim olarak algılanabileceğini ve neredeyse ilk haftanın sonunda bu satışların büyük bir düşüşe geçtiğini vurguluyor. Online dinlemeler ise müzik eserlerinin daha uzun süreler revaçta kalabildiğini ortaya koymakta. “Bir albümü alan kişi belki onu bir iki defa dinliyor fakat içlerinden bir şarkıyı 100 kez dinleyebiliyor” diye ekliyor Pietroluongo

Listeyi hazırlarken en çok Nielsen's datalarından yararlanan Billboard, onların yaptığı anketlerden de oldukça etkilenmiş görünüyor. Çünkü Nielsen’s, anketlerde müzik fanlarının yüzde 80’inin son altı ay içinde en az bir defa  online müzik dinlediklerini açıklıyor!

Aslında bu streaming savaşları son zamanlarda müzik endüstrisinde büyük çalkantılara yol açmakta. Taylor Swift örneğiyle iyice gündeme oturan streaming meselesi, esasında endüstrinin yeni bir dönüşüme giriş sürecinin sancılarından ibaret (Taylor Swift’in bu konu hakkındaki Yahoo röportajına ulaşmak için tıklayın).  




Artık müziğin ticari bir değer olmasının muhteviyatı değişiyor sanki. Evet, müzik üreticileri hala üretimlerinden para kazanabilecekler fakat artık bunun ödeme yöntemlerinde değişim söz konusu. Online dinleme platformlarının –Spotify öncülüğünde- bedava müzik dinleme altyapılarını hızlandırmaları veya aylık aboneliklerle sınırsız müzik dinleme olanaklarının sunulması elbette albüm satışlarını dibe çekiyor. Bununla birlikte bu platformların reklam döngüleriyle artık müzik endüstrisinin yeni bir beslenme alanı ortaya çıktığı günlerdeyiz. İşte tartışmalarda da bu konu anahtar konumda. Çünkü nemalarda düşüş mevzu bahis!

Bu dev platformların müzik endüstrisini bir yöne doğru yöneltme girişimleri “müziğin acaba nihai kullanıcıya artık ücretsiz mi olacağı” tartışmalarını alevlendiriyor. Taylor Swift de böyle bir ortamda tüm müzik ürünlerini streaming platformlarından çektiğini açıklamıştı geçenlerde.

Beyonce de, en son albümünde adeta “global album release day” mevzusuna takarak tüm online piyasalarda ve müzik marketlerde albümün aynı zaman diliminde satışa sunulmasını organize ederek satış rakamlarını son yıllarda pek rastlanmayan oranlara yükseltebilmişti. Zaten bunun hemen akabinde, endüstri içindekiler dünya çapında ortak albüm çıkış günleri oluşturulması girişimlerine başlamışlardı. “Bunda başarılı olundu mu?”, bunu bir başka yazımda anlatmaya çalışayım ama di mi? :)

Taylor Swift’in tepkisi olumlu bir geri dönüş sağladı mı bilinmez ama Billboard’ın online dinlemeleri de Billboard 200 listesine ekleyeceğini açıklaması artık dünyadaki gidişatı daha netleştiriyor sevgili müzik üreticileri…



Haberle ilgili metin için tıklayabilirsiniz.


23 Eylül 2014 Salı

Ara mı verdik?

Arkadaşlar, sizden uzun zamandır ayrı kaldım. Bir müddettir blog güncellemesi yapamıyordum çeşitli sebeplerden ötürü, kusura bakmayın...

Müzik üzerine yazılarıma kaldığım yerden devam edeceğim, yakaladığım güncel haberler veya bana enteresan gelen konular, blog paylaşımları ve yeni çıkanlardan seçkilerle blogu şekillendirmeye devam! :)

Sizden yorum gelse ne de şenlikli olurdu burası, ah ahh!.. :)

4 Ağustos 2014 Pazartesi

22 Temmuz 2014 Salı

Facebook'tan yeni "Mentions" Uygulaması




Facebook, ünlü simalar yani "doğrulanmış kişiler" için bu uygulamayı başlatmış, şimdilik sadece ABD'de ve iPhone kullanıcıları için hayatta bu proje. Diğer bölgelere yayılması için bir kaç aya daha ihtiyaç varmış.

Sosyal dünyada hayranlarının kendileri için oluşturdukları mecralara dahil olma, onlarla konuşma açma gibi özellikler kazandırmaktaymış bu yeni uygulama. Örneğin bir hayranınız kendi paylaşımında sizden bahsetti -sizi mention'ladı- sizin iphone uygulamanıza bu düşüyor ve sizin sayfanızı takip etsin, etmesin siz doğrudan bundan haberdar olabiliyor, bu paylaşıma yorum yapabiliyorsunuz. İşte aşağıda örnek olarak hazırlanmış bir görsel;


"Mentions" ile sosyal medyanın üzerine inşa edildiği interaktiflik hususu da tavan yapacak anlaşılan. Sanatçılar için hayranlarıyla giderek içli dışlı olan ilişkileri hızla, doğrudan ve yatay bir zemine doğru evriliyor. Artık kimse hayranından uzak değil, hatta onlarla iletişime geçmeden var olma imkanına da sahip değil.

Bu uygulamada Q&A olarak tarif edilen, soru - cevap bölümü de hazırlayabiliyorsunuz hayranlarınızla, doğrudan telefonunuzdan kişisel paylaşımlarda (fotoğraf vs.) bulunabiliyorsunuz.

Ayrıca Twitter - Facebook yakınlaşması burada da devreye giriyor gibi. Twitter'daki "Trend Topic" mevzusunu Facebook kendine adapte etmiş. Artık Facebook'ta da "popüler konuşmalar" bölümü yer alıyor ve siz de bir ünlü şahsiyet olarak buraya doğrudan dahil olabiliyorsunuz.


Bu yeni uygulamanın tam bir felaket olabileceğine dair düşünceler de dolaşıyor ortalıkta. "Mentions"un tüm dünyaya yayılmış ve iPhone kullanıcılarını aşarak tüm diğer işletim sistemlerinde de kullanılabilen bir hale geldiğinde şimdiki naif, tatlı ve "yeni" gelen yönü ortadan kalkacak. Sanatçılar şimdilik memnunmuş bu "mentions"dan ama ileride nasıl olacak acaba?..

İlk görselleri için linkte, Apple'dan karelere bakabilirsiniz. (https://itunes.apple.com/us/app/facebook-mentions/id894913642?mt=8)




18 Temmuz 2014 Cuma

Jimi Hendrix'in Erken Dönem Kayıtları Sonunda Hendrix Ailesine Geçmiş!



Jimi Hendrix'in 1965 - 67 yılları arasında TV şovları ve filmler için yaptığı kayıtlar el değiştirerek Hendrix'in yasal işlerinden sorumlu aile oluşumu Experience Hendrix LLC'ye geçmiş.

88 şarkılık bu katalogun çoğunda Hendrix gitarıyla Curtis Knight and the Squires'a eşlik ediyor. TV programları, filmler, reklamlar için fon müzikleri şeklinde tasarlanan projede stüdyo kayıtlarının dışında, daha önemlisi, 1965 yılına ait NewJersey'de yer alan Georges Club 20'deki canlı performans da yer almakta!

Bu kayıtlar 40 yılı aşkın süredir Hendrix ailesinin belalısı Ed Chalpin and PPX Enterprises'ın elindeydi. Aslında hikayenin geçmişi şöyle;

Hendrix henüz geçimini sürdürme telaşı içerisindeyken Ed Chalpin ile sözleşme imzalayarak bu projeyi kabul etmiş ve 3 yıllık bu sözleşme gereği bahsi geçen 88 kayda imzasını atmış. Daha sonra Jimi, kendi Jimi Hendrix Experience'ını hayata sokup yıldızı parladıkça yeni menajeri  Chas Chandler, durumun farkına vararak Hendrix'in girdiği tüm bu türden işleri yasal olarak satın almaya başlamış. Bununla birlikte aynı "hinlikteki" Ed Chalpin haklarını devretmeyi kabul etmemiş ve yasal mücadele yıllarca sürmüş. Hatta Chalpin, "Curtis Knight Şarkıları" adlı bir albümü çıkarırken Jimi Hendrix'i de yanına ekleyince davalık olmuşlar. 2001'de Londra Mahkemesi Hendrix ailesini haklı bularak 900bin Dolar'lık bir tazminata hükmetmiş Chalpin'i!

Nihayetinde haklar aileye geçti, bakalım bu eserlerden neler üretilecek?..

Orijinal ingilizce kaynak için adres şu:


Eğer Hendrix'ten bir şeyler çalmak vs. isterseniz eser hakları için buyurun :)

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Whatsapp alındı ama neden?






Bas Kruijssen, MİDEM blogunda yazdığı makalede Whatsapp’ın 19 Milyar Dolar’a Facebook tarafından satın alınmasını müzik endüstrisi açısından ele almış. Bana da ilginç geldiği için makaleden notlar ve kendi düşüncelerimle harmanlayarak bloguma taşıyorum, hayırlı uğurlu olsun! :)


Öncelikle Kruijssen bir sabah Facebook’a girdiğinde aldığı mesajla konuya başlıyor ve işin özü de bu bence. Facebook tarafından gönderilen “hesabınızı güvenlik altına almak için telefon numaranızı ekleyiniz” mesajı karşısına çıkıyor. Biliyorsunuzdur, son dönemlerde zaten Facebook Messenger kullanırken yukarıda bir telefon ikonu var ve cep telefonunuzdan facetime gibi arama yapabiliyorsunuz.

Burada “hesapların güvenceye alınması” üçüncül-dördüncül amaç aslında! Asıl istenilen bilgi, bilgi ve daha çok bilgi. Sizin hakkınızda ne kadar çok dataya erişilebiliyorsa, işte siz küresel kapitalizmin araçları için o kadar “verimli bir müşteri” haline geliyorsunuz. İşte Kruijssen de Whatsapp’ı bu bağlamda değerlendiriyor.

450 Milyon kullanıcısı olan Whatsapp, çoğunlukla gençlere hitap ediyor. Gerçek zamanlı bir mesajlaşma platformu ve reklamsız çalışıyor. Bu nedenle, günümüzde bizim ülkemizde SMS’in yerini almış durumda! Normal bir kullanıcıdan yılda ortalama bir Dolar gibi bir fiyat alınsa, 19 Milyar Doların geri kazanımı için ne kadar bir kitleye ulaşılması gerektiğini hemen hesaplamışsınızdır, ki üstüne, Facebook Whatsapp’ın ücretsiz kalmaya devam edeceğini ilan etti (en azından bizim ülkemizde böyle). Yani ekonomik geri dönüşü hesaplanan bir yatırım değil Whatsapp. Hatta bunlara ilave olarak Facebook’un hali hazırda kendi “instant messaging service”nin olduğunu belirteyim ki tam tuz biber olsun!

Öncelikle imaj her şeyden önce geliyor bu devirde. Facebook isen her şeye muktedir olabileceğine dair bir algı yaratman en önemlisi! Zamanında hiç yanlış yatırım yapmadılar mı, tabii ki sürüsüyle… Fakat böylesi bir dünya devi kapitalist şirket için insanların gözündeki algı her zaman ön planda. Whatsapp’ı da satın alırım, onu da, bunu da…

Gelelim, bilgi toplama hikayesine. Whatsapp’ta arkadaşınızla bir grup ya da bir konser hakkında yazışırken Facebook sayfanızda karşınıza o grupla ilgili bir reklam çıktığını düşünün. Kapitalistler için bundan daha hedef kitleye odaklı tanıtım olabilir mi? İşte arkadaşlar bunu hedeflemekteler! Pazarlama dünyasında daha janjanlı ismi; “nihai kullanıcı deneyimi” olmaktaymış :)

Burada “gizlilik” ve “özel hayatın mahremiyeti” gibi global demokratik kuralların hiçe sayıldığını ve sayılmaya devam edeceğini vurgulamama gerek var mı acaba?


4 Temmuz 2014 Cuma

Dijital Satışlar Düşüşte!



Vallahi ben araştırma şirketi Nielsen Soundscan'in yalancısıyım, ABD'de 2014 yılında dijital downloadların %15 oranda bir düşüş yaşadığı görülmekte... İşte bununla ilgili bir grafik:




2013 yılında 682 milyon Dolar olarak gerçekleşen rakamlar, 29 Haziran 2014'de hazırlanan raporda 593 milyon Dolar'a düşmüş vaziyette. Bu denli büyük bir düşüşün sebebi büyük oranda müzik dinleme (music streaming) servislerinin canlanması ve popülerleşmesi gösteriliyor. Spotify bu işin öncüsü, açıyorsunuz ve istediğiniz müziği dinliyorsunuz, arkada reklam üzerinden bir gelir paylaşımı kurgulanıyor ama nihai dinleyici bundan haberdar olmuyor haliyle...

Durum böyle olunca da yasal yollardan şarkı indirme oranları düşüyor. Korsanı hesaba katmıyorum bile...

Siz de yorumla bu konudaki düşüncelerinizi belirtirseniz ne güzel olur :)

İşte YouTube'un Öne Sürdüğü Maddeler


Birkaç yazıdır dile getirdiğim gibi YouTube yeni müzik dinleme platformu oluşturma aşamasında. Bu nedenle Sony, Warner gibi dünya devleriyle uzlaşma görüşmelerindeydi ve müzakerelerden başarıyla da ayrıldı. Sırada sadece dünya müzik piyasasında söz sahibi olan irili ufaklı binlerce bağımsız müzik plak şirketleri kaldı. Onlar adına görüşmeleri yürüten Global Bağımsız Müzik Ağı (WIN) ise bu kadar kolay pes edecek gibi görünmüyor. Avrupa kolu IMPALA da konuyu çoktan AB gündemine taşıdı bile.

Aşağıdaki linkte YouTube'un dayattığı şartların sızdırıldığı bir site var, 32 sayfalık metni buradan inceleyebilirsiniz.




Sızdırılan metinden ilk olarak göze çarpan YouTube'un gelir paylaşımında mevcut platformlara göre daha düşük bir ödeme öngörmesi! Audio servislerinden %65 gelir paylaşımı taahhüt ediyor ve bunun da tam bir garantisi yok... (Spotify gibi benzerleri ise kapıyı %70'lerden açıyorlar, bilginize).

Yine uluslararası ilişkilerden tanıdığımız "most favorite nation" yaklaşımı burada da devreye giriyormuş. Yani eğer büyük plak şirketlerinden birisi YouTube ile belirlediği fiyatı düşürdüğünde -ki bu bağımsızlara yapılan ödemelerden de düşük ise- YouTube sözleşme gereği bağımsızların gelir paylaşım yüzdesini de düşürebilecekmiş. Anlaşılan "büyükler" yine pastayı paylaşıyor!

Dahası, Spotify ve Rdio gibi platformlar her dinlemeyi bir gelir olarak görüp plak şirketi ve hak sahiplerine buna göre ödeme yaparken, YouTube ise yalnızca reklam gösterilen videoları hesaba katmaktaydı, bu şekilde yeni müzik dinleme platformunda da benzeri problemler görülecek gibi, yani royalty ödemeler konusunda YouTube'un eli çok daha sıkı olacak gibi...


Şu makaleye de göz atabilirsiniz;



 
Blogger Templates